Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Biz Erkekler Hala Küçük Perilere İnanıyoruz

Resim
Eril ve dişil yanlarımız birçok konuda ayrı kutuplarda olan, ama aynı zamanda ayrılmaz parçalarımız. Teorik olarak mantıklı, akıllı, gerçekçi davranan yanımız eril, duygularıyla hareket eden, tutkulu, sezgisel, bazen kaprisli ve alıngan yanımız ise dişil. Peki, pratikte gerçekten böylemi? Hadi ikili ilişkilerimize bakalım… Mesela o mantıklı, akılcı, gerçekçi erkek; -Ondan birkaç güzel kelime duymak isteyen kadın karşısında, -Trafikte basit bir hata yapan diğer şoför karşısında, -Tuttuğu takım yenilgiye uğradığında, -Yaşadığı evin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğinde……nerede? Geçenlerde Ankara yolunda “Gece Yarısından Önce” serisinin üçüncü filmini izledim. Filmin son bölümünde tipik bir karı-koca kavgası var. Kadın bir ara diyor ki; “Bir yere mi gidiyoruz, sen kendi eşyalarını topluyorsun, ben kalan her şeyi.” ve ekliyor. “Siz erkeklerde neyi seviyorum biliyor musun? Hala sihre inanıyorsunuz. Küçük periler çorapları topluyor, küçük periler bulaşık makinesini boşaltıyor, küçük periler çocuklar…

İçinizdeki 10.Adamı Susturabilirsiniz

Resim
Geçenlerde günü birlik Bodrum’a seyahat etmek durumunda kaldım. Türk Hava Yollarının muhtemelen yeni uçaklarından biriydi. Şu koltukların arkasında multimedya ekranı olanlardan. Ekrandan bir film seçtim ve izlemeye başladım. Brad Pitt’in “Dünyalar Savaşı – Z” adlı gerilim-aksiyon türünde bir filmdi. (Genelde kafamı boşaltmak için fantastik şeyler izlemeyi severim.) Filmde Brad Pitt’in Birleşmiş Milletler Sağlık Örgütü adına “insanların hızla zombiye dönüşmesine” neden olan bir virüsün kaynağını arayıp tedaviye ulaşma çabası konu alınıyor. (Zombi efsanesinin esin kaynağı Afrika kökenli ve Haiti ile Batı Hint Adaları'nda yaygın olan voodoo inancındaki “yeniden diriltilen insanlar”dır.)
Aşıyı bulabilmek için yola çıktığı bilim adamıyla uçaktaki sohbetlerinden birkaç alıntıyı aktarayım. Bilim adamı filmin bir yerinde diyor ki;
1.“Tabiat ana bu virüsü yayarak bir seri katil gibi davranıyor. Her seri katil ardında özellikle kırıntılar bırakır. Bu virüste öyle yapıyor. Zor olan o kırıntıl…

Rüyalarımda üç misafirim var; Beyaz yılan, Beyaz Aslan ve Beyaz Kartal

Resim
Rehber rüyalar genelde bize bir mesaj taşıyan, sabaha karşı gelen, sonrasında bizi uyandıran, hemen her detayını hatırlayabildiğimiz rüyalar olarak adlandırılır. Açıkçası geçen yaza kadar rehber rüyalarımdan ancak birkaçına anlam aramıştım. Geçen yaz başında bir gece rüyamda boynunda tüyler bulunan beyaz bir yılan gördüm. Üzerine araştırma yaptığımda Tüylü yılan Ku-kul-kan’ın galaktik ırka mensup varlıkların bırakmış oldukları bilginin son izi olduğunu öğrendim. Yılan aynı zamanda galaktik uygarlığın da sembolüydü. Galaktik ırkın diğer adı da yılan oğullarıdır. Yılan oğulları demek, galaktik ırka mensup kişiler demektir. Guatemala tradisyonuna göre onlar göksel okyanusun kalbinden gelmişlerdir, hayrın tezahürü, gün doğuşunun, Tan'ın efendisidirler. Tam bu yılan bana ne anlatmak istiyor derken, bir başka akşam beyaz bir aslan gelmesin mi? Hemen araştırmaya başladım. Beyaz aslanın görevinin ilahi ışığın tüm insanlığa şifa dağıtmasına yardımcı olmak olduğunu öğrendim. Son olarak bu ya…

Erkeklerin dünyasında “Güzel” olabilmek!...

Resim
Erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz. Kadınlar yaratıcılıkta, sezgisellikte, taktik geliştirme ve uygulamada vb. bir sürü özellikte bizden çok üstün olmalarına karşın masumiyetlerini korumakta zorlanıyorlar. Çünkü gerçek anlamda mutlu olabilmek için içlerindeki “Çirkin”i uyandırmaları gerekiyor. Sevgili Hans Stan Dam’ın bu yaz söylediği gibi “Azıcık kötülük kadına seksapel katar”. Jung bazı mitlerin kolektif bilinçdışımızın en derin köşelerine kaydedildiğini söylüyor. Mesela cinselliği yeni uyanan bakire genç kız arketipi. “Güzel ve Çirkin” masalındaki “Güzel” karakteridir o. Masalı bilmeyenler için hızlıca özetleyeyim. “Güzel”, dört kız kardeşin en küçüğüdür. Bencillikten uzaklığı ve bitmez tükenmez iyiliği sayesinde başta babası olmak üzere herkesin gözdesidir. Ablaları babalarından pahalı hediyeler isterken, o bir tek beyaz gül ister. Babası o beyaz gülü “Çirkin”in bahçesinden çalarken yakalanınca, babasının ölümünü engellemek ve onun yerine geçmek için “Çirkin”in şatosuna gider. “Çirk…

Yüzyıllık Yalnızlık

Resim
En büyük yalnızlık insanın kalabalık içinde hissettiği yalnızlıktır ve kalabalık ne kadar artarsa o kadar şiddetlenir yalnızlığı insanın. Sanki bedeni bile terk etmeye başlar insanı. Önce sesi gider, kısılır kalır, ardından sıcaklık basar her yanı, teninin rengi değişir, sanki havadaki oksijen bile çekilir gider. Elleri terk eder sonra insanı, sanki ruhu çekilir insanın, o bile gider. En büyük yalnızlık insanın sevdiklerinin yanında hissettiğidir. Ben kalabalık bir ailede büyüdüm ve yıllarca babamın yanında yalnız hissettim kendimi. Terk edilmiş hissettim.
“Beni sevmediğin zamanlarda, Alıştım susmaya
 Hiç ağlamadım, ağlamadım, Alıştım susmaya,
Çok zor bazen nefes alabilmek”
diyor Emre Aydın bir şarkısında ve bir başkasında,
“Gülüşlerim vardı benim … Ben kimim, ben neredeyim ?
Tam karşıya geçerken bıraktığın o el benim”

diyor. İşte tamda bu duyguydu hissettiğim, tamda caddenin ortasında sanki bırakmıştı elimi, yapayalnız kalmıştım. Hiç kimse veya hiç bir şey dolduramamıştı içimdeki boşluğu…

Ruhum Bana Fısıldadı ve dedi ki;

Resim
“Ruhum bana fısıldadı” diyor Halil Cibran bir şiirinde. “Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi.”
Her yaptığım çalışmada, neredeyse her yaptığım seansta bende aynı şeyi fark ediyor ve irkiliyorum. Terapist neyse danışanı O’dur derler, ne kadar doğruymuş. Ben hangi konuda kendimi geliştirip, o konuda daha iyi sonuçlar almaya başlasam, tamda o konuda daha fazla iyileşme ihtiyacı duyanlar gelmeye başlıyor. Bu elbette tesadüf değil, gerçekte çekim yasası.
“Biliyorum benim özüm, onların özü. Benim vicdanım, onların vicdanı. Benim içimde parlayan ışık, onlar sayesinde yanıyor. Benim yolculuğum, onların yolculuğu aynı zamanda. Onlar yükseldiğinde, bende yükseliyorum. Onlar ışıldadığında bende şarj oluyorum.”
Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Işığı taşıyan olsan bile, sen ışığın kendisi değilsin.” Danışa…

Ölümden öte köy var mı? - 1

Resim
Sevgili dostlar uzun bir dönem sonra nihayet tekrar yazmaya vakit ayırabildim. Arayı bu kadar açtığım için sabırsızlananlar ve sitem edenler var. Ne olur kusura bakmayın. Biliyorsunuz bu kış benim için oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla biraz dinlenmek ve bu sırada kendimi de dinlemek istedim. Bugün sizinle oldukça merakla okuyacağınız bir konuyu paylaşacağım. “Ölümün ötesinde neler oluyor?” Uzun bir süredir çeşitli terapi çalışmaları yapıyorum. Bu çalışmalarım son zamanlarda çoğunlukla geçmiş yaşam regresyon terapisi alanında yoğunlaşmaya başlamıştı. Bir geçmiş yaşam regresyon çalışması seansında üç önemli aşama var. Bunlar; keşif, çözümleme ve tamamlama aşamaları. Bana gelen birçok danışan aslında keşif bölümünü merak ederek geliyor.      “Acaba geçmiş yaşamlarımda kimdim?”,                                                                                         “Nasıl bir hayatım vardı?”,                                                                                                   …

Ramtha’nın bahsettiği “Gri Adamlar” İndigolara karşı!...

Resim
Geçen hafta Gezi Parkında başlayan şiddetsiz eylemle Türkiye’de sivil sesin organize olabildiğini, her türden kutuplaşmanın “Üç tane ağaç, bir karış toprak” için politize olmadan birleşebildiğini görmek çok sevindirici. Devrim ve aşk üzerine okuduğum en güzel romanlardan biri Vedat Türkali’nin “Bir gün Tek Başına” sıydı. Bu romanda Türkali, Türkiye’de devrimci hareketin başarısız olmasını karşısında  burjuvazinin olmamasına bağlıyordu. Yıllar içinde bir burjuva kültürü oluştu mu, bunu sosyolog arkadaşlara sormak lazım. Ama bir nebze oluştuysa bile, işte o burjuvaların yetiştirdiği çocuklar bugün Taksim’de taşsız, sopasız, şiddetsiz eylemlerle bir devrim gerçekleştiriyorlar. “Canım bir süre sonra hepsi unutulur”  diye düşünenler varsa şunu söylemeliyim. “Taksim’de indigoların önderliğinde başlayan bu devrimin dünyadaki spiritüel hazırlıkları doksanlardan beri sürüyor. Yani birkaç kişinin durup dururken aklına gelen bir şey değil bu yaşananlar, ruhsal anlamda yıllardır ekilenlerin sonuc…

Sizde mi melektiniz?

Resim
Son zamanlarda melek, meleksi gibi kavramlar fazlasıyla girdi hayatımıza. Kendisini insanları geliştirmeye adamış birçok spiritüel yönlendirici, ne zaman süre gelen güçlü paternlerlekarşılaşsa, değişime diğer insanlardan biraz daha dirençli birini görse “melek” tanımlamasını yapıştırıyor.
  üDünyayı ve insanları anlamakta, dahası onlara uyum sağlamakta güçlük çekiyor musunuz?      üÇoğunlukla insanları küçümsüyor veya düzeltme ihtiyacı duyuyor musunuz?                     üÇevrenizdeki insanlara karşı genellikle aşırı duyarlı mısınız?                                    üEtrafınızdaki insanların çoğunlukla iyi niyetinizi kullandığını düşünüyor musunuz?                                   üÖzellikle maddi konularda güçlük yaşıyor, buna rağmen paraya önem vermemeye devam ediyor musunuz?                                                           üÇoğu zaman içinizden bir ses sizin buraya ait olmadığınızı söylüyor mu?                         üBirçok kez aldatılmanıza rağmen hala insanlara  güv…

Uçan Kuşun Hikayesi

Resim
Sevgili dostlar, birçok spiritüel öğretinin en çok üstünde durduğu konu, insanın kendini sahip olduklarıyla sınırlamasıdır. İnsanlar ne yazık ki kendilerini ve başkalarını çoğunlukla sahip olduklarıyla değerlendiriyor ve bu yaşamlarındaki değerlerini daha iyi arabayla, daha büyük bir evle, daha fazla dostla yükseltebileceklerine inanıyor. Hatta birçok insan bu dünyanın fiziksel şartlarının içinde adeta hapsedilmiş olduğuna inanmakta. Oysa bu dünyaya sadece fizikselliği deneyimlemeye gelmedik, tüm bu şartlarda bile sınırsızlığımızı hatırlayarak ona doğru ilerlemeye geldik. Bazen, kendi sınırlarımızı nasıl belirlediğimizi, kendimizi nasıl çaresizliğe ittiğimizi, sadece şikayet edip sorunları çözmek için içimizdeki potansiyele başvurmadığımızı bize birilerinin söylemesine ihtiyaç duyuyoruz. Varoluşçu psikoloji derki, sandığınızdan çok daha fazlasısınız. Sahip olduklarınızdan çok daha fazlasısınız. Bununla ilgili geçenlerde bir danışanım beni aradı ve sınırsızlığımızı tekrar gösterdi. Bu …

Zamanı geldiğinde kayığı terk edebilmek

Resim
Kayık tüm zamanlarda en çok kullanılan sembollerden birisi olmuştur. Mesela eski Mısır papirüslerindeki kayıktaki kuş tasviri ölümü, fiziksel dünyadaki bedeni terk edişi simgeler.
Gidişiyle bir hareketi gösteren kayık, her şeyden önce, yolculuğun, belli bir hedefe doğru yol almanın, taşınmanın sembolüdür. Kayık daha çok bireysel yolculuğu simgeler.  Ne zaman sorunlu bir işin, sorunlu bir evliliğin sonlandığını, mevcut sorunlardan uzaklaşmak için kalıcı şehir veya ülke değişikliği yapıldığı haberini alsam hemen Hint mitolojisindeki kayığın terk edilmesi hikayesi gelir aklıma. Hint mitolojisine göre, “Tirthankaralar'ın karşı kıyıya geçirdiği ölülerden bazıları karşı kıyıya geçtikten sonra da kayığı bir türlü terk etmek istemezler, yollarına, kayığı sırtlarına alarak devam etmek isterlermiş. Dağları tepeleri böyle geçmeye çalışır ve bir süre sonra da yorgunluktan çöküp kalırlarmış.” (Kayık, yalnızca bu hikayeye özgü olmak üzere, burada, bedenini terk etmiş olan varlığın, vazgeçemed…