Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gerçekten affetmek, kendimize verdiğimiz en büyük armağandır.

Resim
Yaşarken karşılaştığımız olayların tekamül sürecimizdeki deneyimler için planlanan, çok ince düşünülmüş ve muhtemelen fikrimizin bile alındığı ilahi planlar olduğunu unutuyoruz. Bunun farkındalığını hatırlamak bile “affetme” eylemini sıradanlaştırabilir. En iyi öğretmenimiz bazen en kızdığımız kişiler değil miydi? Onlar bizi zorluyorlardı, doğru. Ama bütün dertleri, var olan potansiyelimizin hepsini ortaya koyacak cesarete sahip olabilmemizi sağlamaktı sadece. Çünkü yılsonunda karneyi verirken bizimle gurur duyanlarda onlardı. En büyük derslerimiz, bize en çok acı veren olaylardan çıkmıyor mu? En büyük affediş yaşanılanlardan gerekli dersi almaktır, içsel sınırımızı çizmek, kendimize değer vermek, kendimizi sevmek ve özsaygımızı geliştirmektir. Bu farkındalığı bize öğreten kişi ve olaylara teşekkür edebilmek demektir. 

“Gerçekten affetmek, kendimize verdiğimiz en büyük armağandır.”
“Sana affedilmeyecek kadar büyük hata yapan birine akıl sınırlarının bittiği yerden başlayacak ceza vermek…

Fi-Çi-Pi Üzerine Çıkarımlar

Resim
Azra Kohen’in kitaplarını eşim rica ettiğinde almış, ancak pekte dikkatle ele alamamıştım.  Aeden adlı kitabının çıktığını ve farklı bir evrende geçtiğini okuduğumda benimde başlama zamanım geldiğini anladım. Aeden’in ilk 50-60 sayfasından sonra durup, daha fazla ilerlemeden üçlemeyi okumaya karar vermiştim ki, Vodafone sponsorluğunda dizisi çekildi. Önce diziyi izleyip sonra kitapları okumaya karar verdim. 
Dizide Can Manay rolünde Ozan Güven oyunculuğunun zirvesine çıkmış, Mehmet Günsür her zamanki gibi etkileyici, naif ama aynı zamanda ve çekici. Bence kitaptaki kişilere çok uymuşlar. Duru rolünde Serenay’ı pek beğenemedim. Kitaptaki kişi ile hem fiziksel, hem de rol farklılığı var. Merakım beni yeniden kitaplara götürdü. 
Üçlemenin ilk kitabı olan Fi’yi elime alıp okuduğumda ilk 50-60 sayfanın diziyle paralel olduğunu gördüm. Ardından yazarın karakterler hakkında spoiler’ları başladı. Yani karakterlerin ileride neler yapacağı, nelere sahip olacağı, kimleri kaybedip kimlerle yakınlaşac…

Bonding İlişkisi

Resim
Merhaba, Bu hafta regresyon koçluğu grubumuzla yapacağımız Anne Karnı ve Şimdiki Yaşam Regresyonu eğitimi için notlarımı karıştırırken, geçtiğimiz yıllarda ABÇ Dergisinde yayınlanan bir röportajımı sizinle paylaşmadığımı fark ettim. Bence oldukça önemli olan bu konuyu sevgiyle ilginize sunuyorum.
Sn.Kartal Özal, pedagoji eğitimi almış bir davranış bilimi uzmanı olarak, regresyon terapisi ile ilgilendiğinizi ve oldukça ilginç çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Okuyucularımızı da yakından ilgilendiren anne karnı ve çocukluk dönemi travmaları hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Elbette. Bebekler henüz anne karnındayken, hem annenin iç dünyasında, hem de çevrede olanları algılayabilir ve birçok bebek için travma anne karnında “bonding ilişkisi” nin kurulamaması ile başlar.
“Bonding İlişkisi” nedir? Bonding ilişkisi, anne ile çocuk arasındaki temasla kurulan ilişkidir. Döllenme ile başlayan ve anne karnında iken daha da gelişen “birbirine ait olma, bütün olma” duygusudur. Bu duygu bebe…

Melekler Şehri

Resim
Dün “Sinema Salısı”nda sezon finali yaptık. Yanlış hesaplamadıysam tam 26 film izlemişiz, bunların yarısından çoğu seminer tadında geçmiş. Sürekli devam eden 10-12 civarında katılımcımız olmuş, toplamda 50 ye yakın farklı kişiyle anılar biriktirmiş, ruhlarına dokunmuşuz.
Dünkü finalde izlediğimiz “Melekler Şehri” filmi, aşık olduğu kadın için sonsuzluğu terk eden ve düşen bir meleğin hikayesini anlatıyordu.
“Dokunduğum zaman elimi hisseden birini istiyorum” diyordu kadın ve filmin sonuna doğru sevdiği kadını sonsuzluğa yeni uğurlamışken yanındaki meleğe “Mutlaka yapardım. Saçını bir kere koklamak, onu öpmek, elini bir kere tutmak her şeye değerdi. Sonra onsuz yaşamak bile buna değerdi” diyordu adam.  
Hani, Halil Cibran bir şiirinde “Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların, aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi” diyordu ya. Her yaptı…

Dişi Enerjinizi Dengeleyerek Hayatınızı Değiştirin

Resim
Bu hafta Jung’un tipolojileri ile ikili ilişkileri incelememizi sağlayan sade ama etkili bir Fransız filmini izledik “Aramızda Bebek Var”.


İnanıyorum ki, bu dünyanın bütün sorunlarının çözümü, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişki sorunlarından önce, her bir insanın kendi içindeki eril ve dişil dengesinin yakalanmasına bağlı.
Tipolojileri tanımlarken Tanrıça tabiri ile anlatılmak istenen, belli arşetiplerin kadınların duygu dünyalarıyla, düşünce ve davranış şekilleriyle ilgili her şeyi karakterize eden, oldukça karmaşık ve gelişmiş bir bilinç halidir. Aslında bütün insanların, tüm davranışlarının arkasında, onları başlı başına bir tip haline getiren temel bir dinamik vardır. Bu dinamik sosyal olarak gelenle, içten – doğuştan gelenin birleşiminden meydana gelir. Günümüzdeki tüm kadınların ortak davranışlarına, görüş ve ideallerine ilham veren, onlar için bilgi kaynağı oluşturan ruhsal enerji kaynağı bu tipolojilerin bedenlenişidir.
Athena Kadını, bilgelik ve uygarlık tanrıçası tarafınd…

Geceyarısından Önce

Resim
Dün Before Sunrise ve Before Sunset’in ardından üçlemeyi tamamlayan  “Before Midnight / Geceyarısından Önce” yi izledik.  Diğer iki filmde olduğu gibi bu filmde de öne çıkan şey yönetmenin basit ve doğal diyaloglarla ilerleyerek, samimi bir akıcılıkla analizler yapması. İzleyenler bilir, ilk filmde trende, Celine ve Jesse'nin yolu kesişmiş ve ikilinin ağzından şu diyalog dökülmüştü.
      -Hiç çiftlerin yaşlandıkça birbirlerini duyma yetilerini kaybettiklerini duymuş muydun?       -Hayır.       -Erkekler tiz sesleri, kadınlar da pes sesleri duyma yetilerini kaybediyorlarmış. Birbirlerini etkisiz kılıyorlar herhalde.       -Herhalde. Doğa, çiftlerin birbirlerini öldürmeden birlikte yaşlanmalarını bu şekilde sağlıyordur.

İşte üçüncü filmde önceliklerin farklılaşmasıyla, Before Sunrise ve Before Sunset’deki romantikliğin ardından, gece yarısının tüm çıplaklığı ortaya çıkmış. Ruhsal olarak da tümüyle çıplak kalınmış. Üçlemenin en gerçekçi olanı, hayatın içinde ki asıl dramları basit bi…

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Resim
Bu hafta “Yüzüklerin Efendisi” ni izledik. Üçlemenin ilk filmi olan “Yüzük Kardeşliği”, Hobbit diyarı Shire'da başlıyor, Orta Dünya'nın kuzeybatısına kadar uzanıyordu. Elf diyarı Ayrıkvadi’de, yüzük taşıyıcısı Frodo Baggins(Yetim), Samwise "Sam"(Hizmetkar),Merry ve Pippin(Gezgin)'in yanı sıra, hobbitlerin müttefikleri ve yol arkadaşları olan (Savaşçılar)Kuzey Kolcusu Aragorn, Gondor Kumandanı Boromir, Cüce Gimli, Elf prensi Legolas ve(Büyücü)Gandalf'tan kurulan “Yüzük Kardeşliği”nin görevi “Güç Yüzüğü”nü dövüldüğü Mordor’a götürüp ateşe atarak yok etmekti.
Kolektif bilinçaltını oluşturan öğelere arketipler dendiğini gölge arketipi üzerinden geçenlerde konuşmuştuk. Bu hafta film üzerinden, kahramanın yolculuğu ve bu yolculuktaki 6 arketipi inceledik. Mitler üzerine araştırmalar yapan Joseph Campell’in kitabı Bin Yüzlü Kahraman (1949), kadim uygarlıkların oluşturduğu efsanelerin analizini yapar. Kültürler arasında aşılamaz uzaklıklar olsa da, bazı ortak temalara …

Carl Gustav Jung ve Gölge Etkisi

Resim
Psikanaliz alanındaki çalışmalarıyla bir asra damgasını vuran Freud terapinin amacının bilinçaltını bilinçli hale getirmek söylemişti. Ve bir teorisyen olarak bunu çalışmalarının baş hedefi yaptı. Genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung, Freudyen teoriyle güçlenmiş temelinin yanında mitoloji, din ve felsefe alanlarında derin bir bilgiye sahipti. Özellikle Siyonizm, Kimya, Kabala ve Hinduizm ve Budizm’deki benzerleri  gibi karmaşık mistik geleneklerin sembollemeleri konusunda oldukça bilgiliydi. Jung ayrıca rüyalar ve zaman zaman görüntülerle ileriyi algılama kapasitesine sahipti. Jung bir bağlantı olduğunu hissetti; bir birey olarak kendisi ve genel anlamda insanlık arasında açıklanamayan bir tür bağlantı vardı. Jung ölüler ile ilgili de pek çok rüya gördü; ölüler, ölülerin toprakları ve ölülerin yükselişi hakkında. Eğer mitolojiyi, geçmişi yeniden anımsayabilirsek, bu hayaletleri de anlayabile…

İnterstellar – Yıldızlararası

Resim
Dün Sinema Salısı’nda Christopher Nolan klasiklerinin arasına giren “İnterstellar – Yıldızlararası” filmini izledik. Film baştan sona bilimsel kuramlara dayanmakta. Bende filmi yorumlamak için bir bilim insanının, fizik alanında çalışmalar yapan Doç. Dr. Kerem Cankoçak’ın yorumlarından faydalandım. Elbette mümkün olduğunca anlaşılabilir olması için bir hayli kısalttım. Filmde fantezi öğeleri yok. Filme de danışmanlık yapan, solucan deliği kavramının yaratıcısı Kip Thorne“Yıldızlararası'nın Bilimi” kitabında bilimsel kuramları üçe ayırıyor: İlki, kanıtlanmış bilimsel gerçekler (görelilik kuramı, kuantum kuramı vb gibi). İkincisi ise henüz kanıtlanmasa bile kanıtlanacağına kesin gözüyle bakılanlar (örneğin henüz Mars'a insan gönderemediysek de yakın bir zamanda göndereceğimiz kesin). Üçüncü tür bilimsel kuramlarsa, diğer bilimsel kuramlarla çelişmeyen ancak henüz kanıtlanmamış kuramlar (sicim kuramları, 5 veya 11 boyutlu uzay-zaman vb gibi). Bu kuramların doğrulanacağına dair bi…