geçmiş yaşam terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geçmiş yaşam terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2018 Cumartesi

Uyanın ve ayağa kalkın

Son zamanlarda sıklıkla karşılaştığım bir soru var. Her şey şimdiki zamanda oluyor ise, geçmiş artık geride kalmış ve gelecek henüz gerçekleşmemiş ise “Dönüşümsel Regresyon veya Geçmiş Yaşam çalışmalarının bizim hayatımıza etkisi nedir?
Osho’nun bu konudaki görüşüyle açıklama getireyim.
Osho diyor ki; Karma’nın olaylara bakış açısı şudur. Hayatımızı etkileyen derindeki yaralar nereden geliyorlar? Gelecekten gelemezler, çünkü gelecek henüz gerçekleşmemiştir. Şimdiki zamandan gelemezler, çünkü henüz ne olduğunu bilemiyorsun.

“Şimdiki zamanı sadece uyanmış olanlar bilir.”

Dolayısıyla sen aslında zihinsel olarak sadece geçmişte yaşıyorsun, öyleyse geçmişinden bir yerlerden gelmek zorundalar. Yara hafızanda bir yerlerde olmalı. Geri git. Orada sadece bir tek yara değil, birkaç yara olabilir. Küçük, büyük yaralar. “Daha derine git ve ilk yarayı bul; öfkeni, acının, korkunun, endişenin, cesaretsizliğinin asıl kaynağını.” Denersen, bulabilirsin, çünkü oradadır. Bütün geçmişin oradadır. Tıpkı bir film rulosu gibi, yuvarlanmış içeride bekliyordur. Ruloyu aç ve filmi seyretmeye başla. 

Prati-prasay işlemi budur. “Kökteki nedene geri gitmek” anlamına gelir. Ve bu işlemin güzelliği şudur: Bilinçli olarak geri gidebilirsen, bilinçli olarak bir yarayı hissedebilirsen, yara anında iyileşir. 

Neden mi iyileşir? Çünkü yara bilinçsizlik, bilinmezlik tarafından yaratılmıştır. Yara, inkarın, uykunun bir parçasıdır. Bilinçli olarak geri gider ve yaraya bakarsan, “bilinç iyileştirici bir güç” haline gelir. “Geri gitmek, bilinçsiz olarak yaptığın şeylerin üzerine bilinçli olarak gitmek anlamına gelir.”

Sadece bilincin ışığı tüm yaraları iyileştirebilir. O iyileştirici bir güçtür. Bilinçli yapabildiğin her şey iyileştirebilir ve artık yaralar acımayacaktır.

“Geriye giden insan, geçmişi serbest bırakır.”

O zaman geçmiş artık çalışmıyordur; geçmiş artık onu sıkıca tutamıyordur ve geçmiş bitmiştir. Geçmişin artık varlığında bir yeri yoktur. Ve geçmişin varlığında bir yeri kalmadıktan sonra, artık şimdiki zamanda yaşayabilirsin, daha önce hiç olmadığı gibi.

Uyanın ve ayağa kalkın,
Sevgiyle ve aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR/Davranış Bilimi Uzmanı/Regresyon Psikoloğu

19 Nisan 2017 Çarşamba

Carl Gustav Jung ve Gölge Etkisi

Psikanaliz alanındaki çalışmalarıyla bir asra damgasını vuran Freud terapinin amacının bilinçaltını bilinçli hale getirmek söylemişti. Ve bir teorisyen olarak bunu çalışmalarının baş hedefi yaptı. Genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung, Freudyen teoriyle güçlenmiş temelinin yanında mitoloji, din ve felsefe alanlarında derin bir bilgiye sahipti. Özellikle Siyonizm, Kimya, Kabala ve Hinduizm ve Budizm’deki benzerleri  gibi karmaşık mistik geleneklerin sembollemeleri konusunda oldukça bilgiliydi.
Jung ayrıca rüyalar ve zaman zaman görüntülerle ileriyi algılama kapasitesine sahipti. Jung bir bağlantı olduğunu hissetti; bir birey olarak kendisi ve genel anlamda insanlık arasında açıklanamayan bir tür bağlantı vardı. Jung ölüler ile ilgili de pek çok rüya gördü; ölüler, ölülerin toprakları ve ölülerin yükselişi hakkında. Eğer mitolojiyi, geçmişi yeniden anımsayabilirsek, bu hayaletleri de anlayabilecek, ölülerden huzursuz olmayacak ve zihinsel hastalıklarımızı iyileştirebilecektik.
Jung’un teorisi, insan zihnini 3 bölüme ayırır. Bunlardan ilki Jung’un “bilinçli akıl” olarak tanımladığı ego’dur. Bununla yakından bağlantılı ikinci bölüm ise “kişisel bilinçaltı”dır ve o an için bilinç düzeyinde olmayan ama bilinç düzeyine çıkabilecek, akla kolayca getirilebilecek her şeyi içerir. Jung’un insan zihni hakkındaki teorisine eklediği üçüncü bölüm “kollektif bilinçaltı”dır. Bunu ruhsal kalıtım olarak da adlandırabiliriz. Hepimiz bu bilgiyle doğarız. Burası tüm deneyimlerimizi ve davranışlarımızı etkiler, en çok da duygusal olanları. Fakat biz bunu ancak dolaylı olarak, etkilerini görerek anlayabiliriz. İlk görüşte aşk, deja vu (o anı daha önce yaşamışsınız hissi) ve birtakım sembolleri ve bazı mitlerin anlamını hemen fark etme gibi deneyimlerin tümü dış gerçekliğimizin kolektif bilinçaltıyla ani kesişimi olarak düşünülebilir.


Kolektif bilinçaltını oluşturan öğelere “arketipler –modeller” adı verilir. Bir arketip uzaydaki bir kara deliğe benzer; orada olduğunu yalnızca içine çektiği madde ve ışık sayesinde anlayabilirsiniz.
Deneyimlerinin kendilerini kişileştirme eğiliminde olduklarını gören Jung, bu keşfinin sonunda yaşlı bir bilgin ve onun yanındaki küçük bir kızla karşılaşmıştır. “Yaşlı bilgin” bir dizi rüyadan sonra bir tür “ruhsal rehber” haline dönüşmüş; küçük kız ise dişi ruh “anima”yı temsil ederek onun bilinçaltının derinlikleriyle iletişime geçmesinde temel araç olmuştur.  Jung’un anlatımıyla bilinçaltının kapısında derimsi kahverengi bir cüce bekliyordu. Bu, Jung’un egosunun ilkel yoldaşı “gölge” idi.
Gölge Arketipi
Gerçekte gölgenin bir etiği yoktur; iyi ya da kötü değildir, tıpkı hayvanlardaki gibi. Gölgenin sembolleri yılan, ejderha, canavarlar ve şeytanlardır. Gölge çoğu zaman bir mağaranın ya da su dolu bir havuzun; kolektif bilincin girişinde bizi bekler. Bir daha rüyanızda şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde fark edeceksinizdir ki, mücadele ettiğiniz yalnızca kendinizdir.
Jung hakkında söylenecek şeyler bir yazıya elbette sığmaz. Umarım dün birlikte izlediğimiz Debbie Ford’un hazırladığı, Jung'un “Gölge” arketipine dayanan ve bu arketipin, çevreninde etkisiyle tamamlanmasıyla, kişinin yaşamı üzerinde nasıl karanlık bulutlar gibi dolaşmaya başladığını, birçok değerli bilim adamı ve yazarın yorumlarıyla destekleyerek anlattığı sıra dışı belgesel "The Shadow Effect - Gölge Etkisi" hakkında akılda kalıcı bir şeyler aktarabilmişimdir.

Sevgiyle ve Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR/Davranış Bilimleri Uzmanı/Regresyon Psikoloğu

10 Haziran 2016 Cuma

Sizi siz yapan şeylere sahip çıkın

İki yılı aşkın bir süredir yazı yazmıyordum, bir tür yas süreciydi, her süreç gibi bitti. Peki, bu kadar uzun aradan sonra hangi konuda yazmalı insan. Aşk? İnanç? Kişisel gelişim? Hayır, bunların hiçbiri değil. 
Bugünün konusu: DEĞİŞİM.
 “Hareket değişmenin ta kendisidir” der, Engels.
Değişim üzerine yıllardır bir sürü şey yazılmıştır. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” der Heraklitus. Değişimin kanıksanması için her şey söylenmiştir de, her şeyin de değişmemesi gerektiği pek söylenmemiştir.
Hayatınızda neler değişmiyor bakın ve bazılarına sahip çıkın. Çünkü onlardan çok az var.

Mesela;
-  Hala varsa mahalle bakkalınıza, kasabınıza, manavınıza sahip çıkın, carrefourda kimse sizi tanımıyor, kimse babanıza selam söylemiyor mesela,
- Akşam eve geldiğinizde size özlemini gösteren evcil dostlarınıza, kedilerinize, köpeklerinize sahip çıkın, onlar ne olursa olsun sizi sevmekten vazgeçmiyorlar ve sevgileri çok gerçek,
- Hele evinizi tarif etmek için kullandığınız bir ağaç, bir çeşme varsa aman ha nazar değmesin,
- Yıllar sonra gittiğinizde hala sizi kucak açarak karşılayan baba yadigarlarınız varsa, onlara da sahip çıkın ne olur,
- Bu plaj on yıl önce geldiğimizde de aynıydı diyorsanız, sadece siz gidin kimseye de haber vermeyin,
-  Lezzeti hiç değişmeyen çınar altı kahvesini de unutmayın, mutlaka gidin ki yaşamaya devam etsin o koca çınar gibi,
- Sizi tüm negatif yönlerinize rağmen seven çocukluk arkadaşlarınıza sahip çıkın, bugün hayatınıza bir dost girse 20 yıl hayatınızda kalacağını kim söyleyebilir. Oysa çocukluk arkadaşlarınız yıllardır orada,
- Yakınlarınızda biraz yeşil alan varsa, gidin papatya toplayın çocukluğunuzdaki gibi,
-  Sokak arasında top oynarken yolunuzu kesen çocuklara da kızmayın, yaşıtları evde Play Station oynuyorlar çünkü,
- Etrafınızda zekası normal görülmeyen kişilere de sahip çıkın, onların sevgisi de yalansız çünkü,
- Eksik kalan yönlerinizi açıklıkla, dürüstçe yüzünüze söyleyen arkadaşlarınıza da sahip çıkın,
- Hala sosyal medyayı kullanmayan dostlarınız varsa, onlara da sahip çıkın, onlar bizim son kalelerimiz,

Hayatınızda değişmeyen bazı şeylere sahip çıkın ki, yıllardır biriktirdiklerinizi, anılarınızı dolayısıyla sizi siz yapan değerleri oluşturan şeyler yaşamaya devam etsin, çünkü Osho’nun söylediği gibi “Kabul edilmen seni bütünleştirir, seni kendine güvenli kılar, seni kendin gibi hissettirir. O zaman beklentileri yerine getirmene gerek yoktur, artık gerçek sen olabilirsin.”
Sevgiyle ve Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL

PDR / Davranış Bilimi Uzmanı / Regresyon Psikoloğu

7 Şubat 2014 Cuma

Geçmiş Yaşamların Anlaşılması İçin Öneriler

Artık bildiğiniz gibi ruhsal enerjimizin en önemli amacı tekamül etmek. Dolayısıyla ölümden sonraki sürecin en doğru işleyişi ışığa doğru yolculuk, yani ruhsal aleme geçmek. Bu süreç hakkında halen yaşamda olan insanların, ölüme yakın deneyimlerini anlattıkları yüzlerce kitap bulunmakta. Bu konuda yazılan tüm kitaplar göstermekte ki, ruhun bedeni terk ettiği andan itibaren başlaması gereken bir ruhsal alem yolculuğu var. Geçmiş Yaşam Regresyon çalışması da; kişinin bilinçaltının derinliklerinde saklı kalmış, bitmemiş işleri tamamlayarak şifaya kavuşmasına ve geçmişin izlerini temizlemesine yardım etmeyi amaçlayan bir çalışma. Bu çalışmanın içinde geçmiş yaşamların incelenmesi, ışığa yapılan ölüm sonrası yolculuk, bazı çalışmalarda dünyaya doğmadan önceki hayatlar arası süreç, dünya dışı deneyimler, enerji alanlarının temizlenmesi ve korunması, geçmiş yaşamlardan bugüne getirilen travmaların iyileştirilmesi gibi konular bulunmakta. Dolayısıyla Regresyon Terapisi Sürecini daha iyi algılayabilmek ve yönetebilmek için uygulayıcıların mutlaka incelemesi gereken, katılımcıların da konu hakkında daha seçici olabilmesi için aşağıdaki kitap listesini sizlerle paylaşmak istedim. Bu liste için beni teşvik eden Ankara Çalışma Grubuma çok teşekkürler. İnşallah yaz sonunda bu listede kendi kitabımı da önerebileceğim.

Aşkla kalın,
  1.  Geçmiş Yaşamlarınızı Keşfedin………Michael Talbot…….........Ege Meta Yayınları
  2.  Ölümden Sonra Neler Oluyor…………Ergun Candan…….......Sınır Ötesi Yayınları
  3.  Tekrar Doğuşu Keşfetmek…………….Hans Stan Dam……....Ruh ve Madde Yayınları
  4.   Işıkla Gelen Değişim………………….Dr.Melvin Morse…......Dharma Yayınları
  5.   Işığa Bir Adım Kala…………………..Dr.Melvin Morse…......Dharma Yayınları
  6.   Başka Yaşamlar, Başka Benlikler…….Roger J.Woolger….......Ruh ve Madde Yayınları
  7.   Ruhların Kaderi……………………….Michael Newton…......Ruh ve Madde Yayınları
  8.   Ruhların Yolculuğu……………………Michael Newton…......Ruh ve Madde Yayınları
  9.   Ruhsal Büyüme…………………..……Sanaya Roman….…..Akaşa Yayınları
  10.   Ötealem Deneyleri…………………….Dr.Gray E.Schwartz....Ruh ve Madde Yayınları
  11.   Doğmadan Önceki Hayatımız…………Dr.Helen Wombach.....Ruh ve Madde Yayınları
  12.   Koruyucu Meleğimiz Konuşuyor……...Jonathan Cainer……...Meta Yayınları
  13.   Psişik Korunma………………………...Fadime Emir……….Ruh ve Madde Yayınları
  14.   Ölüm Sonrası…………………………..Colin Wilson……….Ruh ve Madde Yayınları
  15.   Ruhlar Kitabı…………………………..Allan Kardec……….Ruh ve Madde Yayınları
  16.   Yeni Çocuklar ve Ölüme Yakın Deneyimler.P.M.H.Atwater.....Ruh ve Madde Yayınları
  17.   İki Dünya Arasında……………………F.Wiedemann………Ruh ve Madde Yayınları
  18.   Koruyucu Meleğinizle İrtibat…………Richard Webster……..New Age Yayınları
  19.   Ruhsal Astroloji…………………….…Jan Spiller…………..Akaşa Yayınları
  20.   Dünyada Niçin Yaşıyoruz……………..Dr. Refet Kayserilioğlu…Sevgi Yayınları
  21.   Meleklerle Diyalog……………………Gıtta Mallasz…………Kelebek Yayınları
  22.   Doğanın Sunduğu İlaçlar………………Reader’s Digest……..İnkılap  Yayınları
  23.   Biri Bizi Gözetliyor……………………Rupert Sheldrake……Kaktüs Yayın Evi  
  24.   Geçmiş Yaşamlar, Ölümsüz Ustalar / Dr. Briane Weiss………Dharma Yayınları
  25.   Işığın Elleri………………….................Barbara Embrennan……Meta Yayınları
  26.   Işığın Doğusu………………………… Barbara Embrennan…….Meta Yayınları 

23 Eylül 2013 Pazartesi

Ruhum Bana Fısıldadı ve dedi ki;

“Ruhum bana fısıldadı” diyor Halil Cibran bir şiirinde. “Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi.”

Her yaptığım çalışmada, neredeyse her yaptığım seansta bende aynı şeyi fark ediyor ve irkiliyorum. Terapist neyse danışanı O’dur derler, ne kadar doğruymuş. Ben hangi konuda kendimi geliştirip, o konuda daha iyi sonuçlar almaya başlasam, tamda o konuda daha fazla iyileşme ihtiyacı duyanlar gelmeye başlıyor. Bu elbette tesadüf değil, gerçekte çekim yasası.

“Biliyorum benim özüm, onların özü. Benim vicdanım, onların vicdanı. Benim içimde parlayan ışık, onlar sayesinde yanıyor. Benim yolculuğum, onların yolculuğu aynı zamanda. Onlar yükseldiğinde, bende yükseliyorum. Onlar ışıldadığında bende şarj oluyorum.”

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Işığı taşıyan olsan bile, sen ışığın kendisi değilsin.” Danışanlarım benliklerini bana açtıkça, hiçbir sırrın kalmadığını fark ediyorum kendi yüreğimde de. Onların ruhsal yolculuğunda mesafe aldıkça kendime yaklaşıyorum ve kendime yaklaştıkça onların ruhlarını daha iyi anlıyorum.

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Dokunduğun her şey arzunun bir parçası, ama asıl arzuladığın cisimlenmemiş olana duyduğun özlemdir.”
Ruhum bana fısıldamadan önce inanıyordum, ruhum bana fısıldadıktan sonra şimdi biliyorum. Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Zamanı dün, bugün ve yarın diye ayırma. Geçmişi asla geri gelmeyecek, geleceği asla ulaşılamayacak sanma, yapılan her şey şimdi ve burada değişebilir. Unutma, burası, orası, şurası yok. Sen her yerdesin.”

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “İnsanların iyisini ve güzelini sevmek kolaydır. Zor olan hor görüleni sevmektir. Şimdi biliyorum ki sevgiye en çok ihtiyaç duyanlar, aslında onu en az hak ediyor görülenlerdir.”
Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki; “Yaratanı ve yarattığı her şeyi tanımaya çalış, her şeyi sev, ama önce kendinden başla!”

Aşkla ve sevgiyle kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

30 Ağustos 2013 Cuma

Ölümden öte köy var mı? - 1

Sevgili dostlar uzun bir dönem sonra nihayet tekrar yazmaya vakit ayırabildim. Arayı bu kadar açtığım için sabırsızlananlar ve sitem edenler var. Ne olur kusura bakmayın. Biliyorsunuz bu kış benim için oldukça yoğun geçti. Dolayısıyla biraz dinlenmek ve bu sırada kendimi de dinlemek istedim. Bugün sizinle oldukça merakla okuyacağınız bir konuyu paylaşacağım.
“Ölümün ötesinde neler oluyor?”
Uzun bir süredir çeşitli terapi çalışmaları yapıyorum. Bu çalışmalarım son zamanlarda çoğunlukla geçmiş yaşam regresyon terapisi alanında yoğunlaşmaya başlamıştı. Bir geçmiş yaşam regresyon çalışması seansında üç önemli aşama var. Bunlar; keşif, çözümleme ve tamamlama aşamaları. Bana gelen birçok danışan aslında keşif bölümünü merak ederek geliyor.
     “Acaba geçmiş yaşamlarımda kimdim?”,                                                                                         “Nasıl bir hayatım vardı?”,                                                                                                              “Bir ruh eşim var mıydı ve onu tekrar görebilecek miyim?” ve elbette…                                        “Nasıl öldüm? Ölürken yalnız mıydım? ”  vs.
Birçok geçmiş yaşamımı keşfetmek için çokça çalışma almış biri olarak, ben de aynı soruları bolca sormuştum. Keşif bölümü elbette ilginç olmasının ötesinde tüm çalışmayı yönlendiren yapısıyla oldukça önemli bir aşama. Ancak ben bugün sizinle bu keşfin sonunda danışanların o geçmiş yaşamlarında öldükten sonra,  ruhları bedenlerinden ayrıldığı andan itibaren verdiği bilgileri ve deneyimleri paylaşmak istiyorum.
Düzenli terapi çalışmaları yapan bir çok terapist bile ölümden sonraki bu bölümü çok uzatmak istemiyor, hatta belki de bir çok danışan gibi bu bölümden biraz korkuyor. Oysa bence çözümlemenin başladığı bu bölüm, en az keşif bölümü kadar, belki de ondan çok daha ilginç. Danışanların birçoğu özellikle de travmatik bir geçmiş yaşamı ve/veya ölümü olmuşsa, daha önce onlarca belki de yüzlerce geldiği ve “yuva” diyebileceği bu yerde müthiş bir huzura kavuşuyor. Ben “O geçmiş yaşam bitti ve geride kaldı, artık ışıktasın!” dediğim andan itibaren bedeni gevşiyor, yüzüne bir gülümseme yayılıyor ve adeta tüm yaşamlarının bilgeliğine tekrar kavuşuyor.
Akla gelebilecek her şekilde, hatta aklınıza bile gelemeyecek şekillerde ölen insanlar sayısız kere bana, ışığa geçtikten sonra ölümden korkmamız için tek bir nedenin bile olmadığını gösterdi. O yere göğe koyamadıkları fiziksel bedenini geride bıraktığı andan itibaren, sanki üzerindeki tüm ağırlıklardan kurtulmuş gibi inanılmaz bir rahatlama ve özgürlük duygusu her yanınızı kaplıyor. İnsan kendini o kadar özgür ve sınırsız hissediyor ki, sanki ışığın bir parçası haline geliyor. Artık tüm bilgiye hakim, artık her şey saf ve açık, artık “iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış” yok. O geçmiş yaşamda onlara akla gelemeyecek kötülükleri yapanları bile çözümleme çalışmalarından sonra affedebiliyor, hatta deneyimlerine yardımcı oldukları, kendilerine yol gösterdikleri için onlara teşekkür bile edebiliyorlar. Kulağa imkansız gibi geliyor biliyorum, ama inanın buna sayısız kereler tanık oldum. Işıktaki bilgelik o kadar yoğun ki, bazen çokta spiritüel düşünmediğini zannettiğiniz insanlar bile size bilgelik dersi verebiliyorlar. Keşif bölümünde hayatının zor bölümlerini görmek insana ağır gelse de, ışığa geçip bu deneyimleri neden yaşadığını ve belki de daha önemlisi neden şimdiki yaşamında bunların izlerini taşıdığını öğrendiğinde hiçbir yargılama, suçlama, eleştirme yapmadan içsel kabule geçebiliyor. İşte bu içsel kabul ve anlayış şimdiki hayatında aklının halledemediği tüm sorunlara çare olabiliyor. Ruhun hissedebildiği ve taşıdığı tek acı vicdan azabıdır. Kişi önceki yaşamlarında yaptığı veya yapmadığı şeylerden dolayı vicdan muhasebesini bitiremiyor ve kasası sürekli açık veriyorsa, kendi yüksek benliğiyle ışıkta buluşup çözümlemeye ihtiyacı var demektir. Vicdan azabını ortadan kaldırdığında ise bu hayatında sevginin, başarının, mutluğun kapısını aralayıverir. Bazen çözüm aslında tamda önümüzdedir. İhtiyacımız olan tek şey fiziksel engellerden ve sınırlardan kurtulup, ışığa yükselmektir.
devam edecek…

Sevgiyle ve aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kayıp Ruhlar, Davetsiz Enerjiler ve Ruhsal Eklentiler



Ruhsal Enerji Nedir?
Ruhsal enerjimizin en önemli amacı tekamül etmek. Dolayısıyla ölümden sonraki sürecin en doğru işleyişi ışığa doğru yolculuk, yani ruhsal aleme geçmek. Kuran’da Münker ve Nekir olarak adı geçen meleklerin bizi kabir aleminde karşılayarak ışığa olan yolculuğumuza eşlik edeceklerini belirtiyor. Ayrıca bu süreç hakkında halen yaşamda olan insanların, ölüme yakın deneyimlerini anlattıkları yüzlerce kitap bulunmakta. Bu konuda yazılan tüm kitaplar göstermekte ki, ruhun bedeni terk ettiği andan itibaren başlaması gereken bir ruhsal alem yolculuğu var.
“Beden, can çocuğuna gebedir. Bir ömür boyu onu vücut rahminde taşır, besler; ölüm rûhun bir başka âleme doğması hâdisesinin sancılarıdır” diyor Mevlana.

Fiziksel bedenin hemen üstünde bulunan eterik bedenin enerjisi ise ölümden sonra bir, iki hafta kadar sürer. Ruhsal olarak duyarlı kişilerin veya çocukların yakınlarının ölümünden sonra, bir süre daha onların enerjilerini hissetmelerinin nedeni eterik bedenin enerjisinin henüz bitmemiş olması ve onlara görünmesi olabilir. Kabir ziyaretinden sonra dönüp dönüp geriye el sallayan çocuğa, bunu neden yaptığı sorulduğunda ölen kişinin kabir başında onlara el salladığını söylemesi gibi bir çok örnek olay bunu doğrulamaktadır.

Anadolu’da ölen kişinin arkasından; 

  •  Ölen kişi rahat etsin diye, yedi gün her akşam dua okunur.
  •  Ölenin üzerinden çıkarılan giysileri “canı elbiselerin içinde kalmıştır” inanışından dolayı hemen yıkanır.
  • Öldüğü odada üç gün ışık yanar, bir kap içerisinde su bırakılır. Evin diğer taraflarının lambası da yakılır. Bu uygulamanın nedeni, “ölenin ruhu evde olurmuş ve dermiş ki - Bakalım lambalar yanıyor mu, yoksa sönmüş mü?” inanışıdır.
  • Cenazenin gömüldüğü kırkıncı gün “kırk mevlidi” okutulur.
  • Ölünün gömüldüğü 52'nci gün mevlit ve Yasin suresi okutulur; o gün ölenün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılmaktadır.

Tibetin ölüler kitabında da dört rahibin ölen kişinin başında 41 gün boyunca yolculuğu hakkında bilgiler vererek ruhu yönlendirdikleri ve her adım konusunda bilgilendirdikleri anlatılmakta.
Ruhsal Eklenti Nedir?
Ruhsal enerji ölüm anındaki duygu ve düşünceleri de taşır. Bazen ölümden sonra, herhangi bir sebeple ruh bu yolu takip edemezse, enerji dünya düzleminde takılıp kalabilir. Bu durumda ruhsal enerji, boyutlar arasında dolanır durur, bazen de benzer duygusal komplekslere sahip olan başka insanlara eklenir.
Bu yolunu kaybetmiş varlıklar, bazen sadece birinin şefkatine bile çekilebilir.
“Bir danışanıma yaptığım eklenti temizliği sırasında 12-13 yaşlarındayken okuldan dönerken nedensizce kabristana gittiğini ve orada hiç tanımadığı bir çocuk mezarını temizlediğini anlattı. O sırada göğsüne yerleşen bu çocuk enerjisi, sonrasında onun okul başarısını olumsuz etkilemiş, çevresiyle karşı uyumsuzluğunu artırmıştı. Evlenmeden öncede stresi tavan yapmıştı, çünkü bu enerji danışanımın özellikle hamile kalmasını istemiyordu. Çünkü ona göre zaten göğsünün üstüne yerleşmiş bir ruhsal çocuğu vardı. Danışanım bu durum karşısında gerçekten çok şaşırmıştı. Sonrasında yapılması gerekeni yaptığımızda, yani ruhu bu şefkati tanrının ışığında bulacağına ikna edip sevgiyle ışığa gönderdiğimizde evlilik stresi tamamen ortadan kalktı.”

Normalde, insanlar bu ruhların bedenlerine eklenmesine karşı korunaklıdır. Bu korumanın etkisi “hastanede kalış, ciddi bir hastalık veya yoğun duygusal çöküş dönemleri” gibi dönemlerde düşebilir.
Bir başka erkek danışanım panik atak için geldiği seans öncesinde yaptığımız eklenti temizliği sırasında yaşadıklarını şöyle anlatmıştı. “Sanki biri başımda oturuyor gibi. 30 yaşlarında erkek enerjisi. 17 yıldır benimle. Panik ve kaygı duygusu çok yüksek. Suda boğulmuş.” Böylelikle olaylar karşısında kendi endişe duygusunun neden paniğe döndüğünü de kavramış oldu.

Ruhsal eklentiler oldukça yaygındır ve teşhis edilebilir. Açıklanamayan yorgunluk, depresyon, bağımlılıklar, kaygı, ani ruh hali değişimleri, öfke, suçluluk, kaybetme korkusu veya somatik semptomlar, şiddete, acı çekmeye veya içki ve uyuşturucu bağımlılığına özel bir arzu ruhsal eklentilerin izini verebilir.
Davetsiz Enerjilerin Eklenti Terapisi ile gönderilmesi elbette danışanların bütün problemlerini çözmez, danışana ait diğer semptomların tedavisi için geçmiş yaşam terapisi de gerekebilir. Yine de bir seansta birçok şeyin üstesinden gelinebilen etkili bir iyileştirici yaklaşımdır.

Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR/Davranış Bilimi Uzmanı