kartal özal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kartal özal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2013 Pazartesi

Ruhum Bana Fısıldadı ve dedi ki;

“Ruhum bana fısıldadı” diyor Halil Cibran bir şiirinde. “Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi.”

Her yaptığım çalışmada, neredeyse her yaptığım seansta bende aynı şeyi fark ediyor ve irkiliyorum. Terapist neyse danışanı O’dur derler, ne kadar doğruymuş. Ben hangi konuda kendimi geliştirip, o konuda daha iyi sonuçlar almaya başlasam, tamda o konuda daha fazla iyileşme ihtiyacı duyanlar gelmeye başlıyor. Bu elbette tesadüf değil, gerçekte çekim yasası.

“Biliyorum benim özüm, onların özü. Benim vicdanım, onların vicdanı. Benim içimde parlayan ışık, onlar sayesinde yanıyor. Benim yolculuğum, onların yolculuğu aynı zamanda. Onlar yükseldiğinde, bende yükseliyorum. Onlar ışıldadığında bende şarj oluyorum.”

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Işığı taşıyan olsan bile, sen ışığın kendisi değilsin.” Danışanlarım benliklerini bana açtıkça, hiçbir sırrın kalmadığını fark ediyorum kendi yüreğimde de. Onların ruhsal yolculuğunda mesafe aldıkça kendime yaklaşıyorum ve kendime yaklaştıkça onların ruhlarını daha iyi anlıyorum.

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Dokunduğun her şey arzunun bir parçası, ama asıl arzuladığın cisimlenmemiş olana duyduğun özlemdir.”
Ruhum bana fısıldamadan önce inanıyordum, ruhum bana fısıldadıktan sonra şimdi biliyorum. Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “Zamanı dün, bugün ve yarın diye ayırma. Geçmişi asla geri gelmeyecek, geleceği asla ulaşılamayacak sanma, yapılan her şey şimdi ve burada değişebilir. Unutma, burası, orası, şurası yok. Sen her yerdesin.”

Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki “İnsanların iyisini ve güzelini sevmek kolaydır. Zor olan hor görüleni sevmektir. Şimdi biliyorum ki sevgiye en çok ihtiyaç duyanlar, aslında onu en az hak ediyor görülenlerdir.”
Ruhum bana fısıldadı ve dedi ki; “Yaratanı ve yarattığı her şeyi tanımaya çalış, her şeyi sev, ama önce kendinden başla!”

Aşkla ve sevgiyle kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

1 Nisan 2013 Pazartesi

Uçan Kuşun Hikayesi


Sevgili dostlar, birçok spiritüel öğretinin en çok üstünde durduğu konu, insanın kendini sahip olduklarıyla sınırlamasıdır. İnsanlar ne yazık ki kendilerini ve başkalarını çoğunlukla sahip olduklarıyla değerlendiriyor ve bu yaşamlarındaki değerlerini daha iyi arabayla, daha büyük bir evle, daha fazla dostla yükseltebileceklerine inanıyor. Hatta birçok insan bu dünyanın fiziksel şartlarının içinde adeta hapsedilmiş olduğuna inanmakta. Oysa bu dünyaya sadece fizikselliği deneyimlemeye gelmedik, tüm bu şartlarda bile sınırsızlığımızı hatırlayarak ona doğru ilerlemeye geldik. Bazen, kendi sınırlarımızı nasıl belirlediğimizi, kendimizi nasıl çaresizliğe ittiğimizi, sadece şikayet edip sorunları çözmek için içimizdeki potansiyele başvurmadığımızı bize birilerinin söylemesine ihtiyaç duyuyoruz. Varoluşçu psikoloji derki, sandığınızdan çok daha fazlasısınız. Sahip olduklarınızdan çok daha fazlasısınız. Bununla ilgili geçenlerde bir danışanım beni aradı ve sınırsızlığımızı tekrar gösterdi. Bu konuyu izniyle sizinle paylaşmak istedim. Olay şöyle başladı; Geçen sene bu danışanım ilk randevusunda bana birinci ve ikinci eşlerinin onu nasıl terk ettiğini, ardından işini, evini, arabasını nasıl kaybettiğini ve 45 yaşında bir erkek olarak baba evine döndüğünü anlattı. Tüm bunlara rağmen hayata tutunmaya çalışırken, çok sevdiği muhabbet kuşu da pencereden kaçarak onu terk edince, artık onun için yaşamın anlamı kalmadığını hissetmiş ve yardım almaya gelmişti. Nihayetinde birkaç ay sonrasında seanslarımızı bitirdiğimizde, önce kendisine inanması gerektiğini, öncelikle kendisini sevmesi gerektiğini fark etmişti. Onu yaşama uğurlarken, en son şöyle söylemiştim, "Sen kendini gerçekten sevdiğinde, hayatta değer verdiğin her şey sana döner, merak etme!" Neredeyse bir yıl sonra, geçen hafta içinde beni aradı ve "sizinle bir şey paylaşmak istiyorum" dedi. "İşlerim harika gidiyor, başımı kaşıyacak vaktim yok. Ama sizi bugün başka bir şey için aradım. Tam bir yıl sonra, İstanbul gibi bir şehirde muhabbet kuşum geri döndü. Bu nasıl bir mucizedir? ‘Kendini gerçekten sevdiğinde hayatta değer verdiğin her şey sana döner’ derken kuşu da düşünmüş müydünüz?"
Bunu söylerken elbette düşünmemiştim! Ancak tüm samimiyetimle biliyorum ki, insan kendini sevdiği andan itibaren, her şey onun etrafında dönmeye başlıyor. Kimsenin uydusu olmayın, siz harika varlıklarsınız! Müthiş bir potansiyeliniz var! Siz kendinize inanıp, kendinizi sevdiğiniz andan itibaren uçan kuş bile döner.
Sevgiyle ve aşkla kalın!
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı
Kartal ÖZAL

19 Ağustos 2012 Pazar

Sezaryen mi yoksa normal doğum mu?

Damla Çeliktaban geçenlerde Habertürk gazetesindeki köşesinde yazdığı yazıda normal doğumla ilgili bir araştırmaya yer vermişti. Ne zamandır değinmek istediğim konuda neden bir şeyler yazmadığımı bu köşe yazısı önüme gelince anladım ve kendi kendime gülümsedim.
Doğum konusunu araştıran birçok uzman var. Doğum anının çocukta ve annede yarattığı ruhsal, fiziksel ve zihinsel travmalar üzerine sayısız yayın var, birçoğu da yolda. Yale Üniversitesinin yayınladığı araştırma doğumun çocuk üzerinde bıraktığı izlere odaklananlardan sadece biri. Bu araştırmanın sonuçlarına göre vajinal doğum sırasında salgılanan UPC2 adlı kimyasal, beyin gelişiminde önemli rol oynuyor. UPC2, stres anında salgılanan ve “insanın zor koşulları atlatmasını” mümkün kılan bir protein.
Bebek anne rahminde başlayan kasılmalar, itilmeler ve doğum boyunca süren çabası sırasında bolca bu proteinden salgılıyor. UPC2 “beyin hasarından koruyan serbest radikalleri” ve hipokampüsteki yeni bağlantıları destekliyor, ayrıca anne sütüyle birleştiğinde koruyucu etkisi de artıyor. (Ayrıca 9 eylül Üniversitesinden Prof.Dr.Mine Doluca’nın araştırma sonuçları içinde deUPC2 ‘nin hücre içine ilaç geçişini de etkilediği belirtilmiştir).
Sezaryende ise bebek herhangi bir fiziksel zorlanma yaşamadığı için UPC2 çok düşük oranda salgılanıyor. Bu durumunda bazen yetişkinlikte davranış bozukluklarına, hafıza problemlerine ve stres ve zorlanma anlarında psikolojik dayanıksızlığa yol açabileceği düşünülüyor.
Kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum, bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

ABD'de üç yıl boyunca hem sezaryen yöntemiyle hem de normal doğumla dünyaya gelen 5 milyon 700 bin bebek üzerinde yapılan bir araştırma sezaryenin bebek ve anne sağlığı açısından çok daha riskli olduğunu ortaya koydu.

ABD'li uzmanlara göre sezaryen yöntemiyle dünyaya gelen bir bebeğin normal doğumla dünyaya gelen bir bebeğe kıyasla ilk bir ay içinde ölüm riski 3 kat daha fazla.

Çünkü normal doğum sırasında bebekler akciğerlerinde biriken sıvıyı sezaryene kıyasla çok daha başarılı bir şekilde atabiliyor. Normal doğum akciğerlerin sağlıklı çalışmasını teşvik eden hormonların salgılanmasını da artırıyor.

Uzmanlar, normal doğumun bir anlamda bebeği yaşama hazırlamak anlamına geldiğine dikkat çekiyor Ve anne adaylarına sezaryeni zorunlu kılan bir sağlık sorunu olmadığı sürece normal doğumu tercih etmelerini öneriyor.
İsveç’teki Karolinska Enstitüsünde yapılan bir araştırmada da sezaryenle doğumun çocuğun dna sında değişime yol açtığı belirlenmiş. Araştırmacılar bu değişimi doğum sırasında bebeğin yaşadığı strese bağlamış. Normal doğumda bebeğin stresi yavaşça artarken, sezaryenle doğan bebeklerin ani strese maruz kaldıkları tespit edilmiş. Bu genetik değişiminde ileride şeker, kanser ve astım hastalığı görünme riskini artırdığı belirlenmiş.
Doğum araştırmacısı Michel Odent’in de sıkça belirttiği gibi: “Daha önce hiçbir nesilde bu kadar yaygın sezaryen yapılmamıştı. Bakalım bu yeni nesil nasıl bir dünya yaratacak?” 

Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

30 Mart 2012 Cuma

28 Adımda Hayatınızı Renklendirin!


Birden her şey çok kötü gitmeye başlar ve artık hayatınızı güzelleştirmek için çözüm bulmakta zorlandığınızı hissedersiniz. Ama endişelenmeyin. İngiliz Observer gazetesinin uzmanlara hazırlattığı reçete, sevgilinizle ilişkinizden iş hayatınıza kadar pek çok konuda renkli ve uygulanabilir çözümler sunuyor...

İlişkiler
1. Düzenli ve tutkulu bir ilişki yürütmenin en iyi yolu dönem dönem hiçbir şey yapmamaktır. Kimse birbirine acı vermeden, biraz ilişkiden uzaklaşın.
2. Uzmanların "paradoksal problem çözümü" adını verdiği yöntemi uygulayın. Örneğin, cinsel sorunlarınızda çözüme yatağınızın yerini değiştirerek başlayın..
3. Evli çiftler konusunda uzman John Gottman'a kulak verin. Araştırmasına katılan çiftlerden hangilerinin üç yıl içinde boşanacağını yüzde 94'lük doğruluk payıyla bilen Gottman'a göre, kadınlar kocalarının söylediği sözlere 15 dakikalık periyotlar içinde dört ya da beş kez sinirleniyorsa, bu çiftin en geç dört yıl içinde boşanacağı anlamına geliyor. Yine Gottman'a göre, eğer sevgilinizle tartışarak geçirdiğiniz vakit, onunla sorunsuz, mutlu geçirdiğiniz vaktin sadece yedide biri kadar ise, ilişkiniz iyi gidiyor demektir. Eğer sorunlarınızın yüzde altmışı "çözülemez" türdense meraklanmayın, normalsiniz.

Kültür
4. Televizyonunuzu kapayın! Böylece sinemaya, tiyatroya gitmek için de bol vakit bulabilirsiniz.
5. En az beş tane caz albümü alın. İste size küçük öneriler: Miler Davis'in "Kine of Blum," John Coltrane'in "A Lome Suareme" ya da Duke Ellington'in bir albümü.
6. Bestseller'lardan nefret etseniz de, en kısa zamanda Tolkien ile tanışın. "Yüzüklerin Efendisi" filmi hakkında konuşma zamanı geldiğinde, en azından bu konuda söyleyecek sözünüz olur.
İş
7. Kariyer seçiminizi yaparken "kapasite"niz kadar sizin için "uygun" olup olmadığını göz önünde bulundurun. En önemli on kişisel özelliğinizin listesini yapın ve sizin için neyin önemli olduğuna karar verin.
8. Zeki bir çalışkan olun. Önemli olan nasıl "çok çalıştığınız" değil, nasıl "çalıştığınız" dır. İpucu: Her ne kadar güç patronunuzda olsa da, ofisteki diğer çalışanları da etkilemeye çalışın.
9. Değişikliklerden korkmayın. İş yaşamındaki değişiklikler bir dönem her şeyin yerli yerine oturması için kendinize vakit tanımanız anlamına gelir. "Esnek" olun.

Oyun
10. Arada bir de olsa spontane davranın. Hoşlandığınız kişiyi ilk gördüğünüz anda ona duygularınızdan bahsedin. İçinizden mırıldandığınız şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlayın.
11. Güzel bir şey yapın. Zahmetli ama lezzetli bir yemek, sevdiğiniz biri için bir kartpostal, kişisel İnternet sitesi... Bunlar kendinizi iyi hissettirecektir.
12. Tutkularınızı paylaşabileceğiniz insanlar bulun. Beraber saatlerce bilgisayar oyunu oynayacağınız, spor yapacağınız, satranç oynayacağınız birileri hayatınızı renklendirecektir.

Sağlık
13. Gülün. Gülmek sadece stresinizi yenmenizi sağlamakla kalmaz, kalbinizi de korur. Amerikalı bilim adamları çok gülen insanların kalp hastalıklarına karşı daha dayanıklı olduğunu söylüyor.
14. Sigarayı bırakın. Herhangi bir sağlık sorunundan muzdaripseniz, öncelikle yapmanız gereken yine sigarayı bırakmaktır. Kararlı olun.

Mutluluk
15. Yeni yılda olumlu düşünme gücünüzü devreye sokun. Her gün, sizi neyin rahatsız ettiğini düşünün ve o konuda çözüm üretmeye çalısın.
16. Üstünüzdeki giysiye şöyle bir bakın: Çevrenize nasıl bir mesaj veriyorsunuz? Giysilerinizde ne kadar açık renkler tercih ederseniz başkalarının enerjisini de o kadar itersiniz. Bu yüzden doktorlar beyaz giyer. Koyu renkleri tercih ederseniz, daha fazla enerji çekersiniz üstünüze ve otoriter bir havanız olur; bu yüzden polis üniformaları koyu renktir. Toplum içindeki konumunuza uygun renkte elbiseler giyin; aralara ruhunuzu ortaya çıkaracak renkler katmaktan çekinmeyin.
17. Kalp egzersizi yapın: İnsanları sevin!
18. Bütün konsantrasyonunuzu beyninizin merkezine, yani gözlerinizin tam ortasına yoğunlaştırın: Ruhun gerçek yuvasına. Bu egzersiz yoga felsefesine göre ruhsal ölümsüzlük anlamına gelen, "üçüncü göz"ümüzü açacak.

Beslenme
19. Bir meyve sıkma makinesi alın ve uzmanlara kulak vererek haftada üç kez "kullanın!"
20. Saat başı bir bardak su için. Bu sık sık tuvalete gitme ihtiyacına yol açacak olsa da, yarım litre su enerjinize yüzde 20 enerji katar.
21. Bu seneyi "iyi uyuma yılı" seçin: Gün ortasından sonra kafeinli içeceklerden uzak durun, alkol almayın, akşamları uykunuz olmasa da bedeniniz iflas etmeden yatağa girin.

Zayıflama
22. Spor yaparken bulunduğunuz ortamın aromalı olmasına özen gösterin. Şaka değil; New York'ta yapılan bir araştırmaya göre, spor yaptığınız ortam nane kokuyorsa enerjiniz artıyor ve daha az zorlanıyorsunuz.
23. "48 saat kuralı"nı aklınızdan çıkarmayın. Her gün spor yapmak çok da doğru değil bazı uzmanlara göre. Ama eğer her spor seansı arasında 48 saatten fazla vakit bırakırsanız da zorlanma ihtimaliniz var.
24. Egzersiz yapmak istiyorsanız, açık havayı tercih edin diyor uzmanlar. Amerikan Egzersiz Merkezi (ACE) bu yılın en büyük spor trendinin açık havada verilecek egzersiz dersleri olacağını açıkladı.

Para
25. Ailenizi "finans gurusu" olarak görmeyin. Son araştırmalar, insanların yüzde 40'ının parayla ilgili sorunu olduğunda ailelerine danıştığını ortaya çıkardı.
26. Eğer para konusunda eşinizle ortak hareket ediyorsanız, alışverişe mutlaka birlikte gidin. Çünkü kadınlar pazarlık ve kritik sorular konusunda erkeklerden daha yetenekli.
27. İyi para kazanmak istiyorsanız, kariyerinizi seçerken özen gösterin. Warwick Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre hukuk ve politika eğitimi görenler ziraat fakültelerinden mezun olanlardan yüzde 50 daha az kazanıyor.
28. Hayatınızda olmayana değil olana odaklanın. Neyi çok iyi yaptığınızı mutlaka öğrenin ve bunu yaparken kendinize karşı asla acımasız olmayın.
Hiçbir şey için "BENİMDİR!" demeyin! Sadece deyin ki: "YANIMDADIR!" Çünkü ne "ALTIN", ne "TOPRAK", ne "YAŞAM", ne "ÖLÜM", ne "SEVGİLİ", ne de "KEDER" daima SİZİNLE KALMAZ!...
Aşkla Kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

16 Mart 2012 Cuma

Sizi siz yapan seçimlerinizdir!


Yaşamda başınıza pek çok şey gelebilir, ama önemli olan sizin pek çok şeyin başına gelip gelmediğinizdir. Yani yaşamınızı, kariyerinizi, ilişkilerinizi kısaca kaderinizi, sizin yönetip yönetemediğinizdir. Yaşamınızı kendi tercihlerinizle yaşamayı seçmek, sahip olabileceğiniz en büyük özgürlük. Seçimleriniz yalnızca size aittir. Dolayısıyla sonuçlardan da sadece siz sorumlusunuz.
Peki, Siz kimsiniz ve ne istiyorsunuz?
Sıkça belirttiğim gibi, bugün yaptığınız seçimlerle adeta bir yazılımcı gibi kendi geleceğinizi yazıyorsunuz. Geçmişteki seçimlerinizin ne olduğunu bilmek istiyorsanız, şimdiki kendinize ve sürdürdüğünüz yaşama bakın. Etrafınızda gördükleriniz, geçmişte yaptığınız seçimlerin sonuçları. Yol boyunca daha çok farkındalıkla seçim yapmış olsaydınız, yaşamda neleri başarabileceğinizi tahmin bile edemezdiniz. Bazı insanlar yakınarak yaşamayı seçer, bazıları ise sadece yaşamdan tat almayı seçer. Neyi seçeceğinizi ve nasıl seçeceğinizi belirleyebilmek, alabileceğiniz en önemli eğitim olabilir. Bu seçimlerde büyük veya küçük diye bir şey yoktur. Kolayca aldığınız küçük kararlar, planlayarak aldığınız büyük kararlar kadar önemlidir. Bir günde bin küçük seçim olabilir. Hepsi önemlidir. Yönümüzü belirleyen yaptığımız büyük seçimlerdir. Varacağımız noktaya bizi ulaştıran ise yaptığımız küçük seçimlerdir. Seçtiğiniz her ne ise, O sizin tercihinizdir.
Seçimle sürülen yaşam kadar mükemmel bir yaşam yoktur. Zihninizin en sessiz fısıltılarını dinleyin; size en çok yardımcı olacak seçenekleri sürekli anlatıyorlar.
Sevgi – Başarı - Mutluluk - bir seçimdir.
Geçmişte hepiniz en az bir kere büyük bir savaş verdiniz. Şimdide başarmayı seçenlerden olun! Bırakın ışığınız her yere yayılsın! Siz sadece ışıldayın, hedefleriniz bu ışığı takip eder!...
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

9 Ocak 2012 Pazartesi

Her Salı Kanal 9'da "Özlemin Lezzet Dünyası"ndayım!...

Sevgili Dostlar,
Bu salıdan itibaren her salı saat 14:30-16:00 arasında Kanal 9 da "Özlemin Lezzet Dünyası" programına konuk olarak psikoloji, kişisel gelişim vb. konularla sizlerle olma fırsatı bulacağım.
Program canlı yayınlanmakta. Aşağıdaki seçeneklerden birini kullanarak ulaşabilirsiniz.
     1- www.kanal9.com.tr den canlı izleyi tıklayarak internet üzerinden izleyebilirsiniz,
     2- Dsmart 229. kanaldan izleyebilirsiniz,
     3- Uydu kullanıyorsanız Türksat 3A Batı Bandından ulaşabilirsiniz.
Sevgilerle,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı