aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2020 Pazar

Aşkta benzerliklere mi odaklanmalısınız, yoksa farklılıklara mı


Aşkta benzerliklere mi odaklanmalısınız, yoksa farklılıklara mı? Benzerlikler mi sizi birbirinize çeken ve bir arada tutan, yoksa farklılıklar mı? Sevgiliyle ilk buluşmanızı hatırlayın. Hani o ikinizin de karşısındaki kişiyi tanımak için tarttığı, her şeyi berbat etmekten korktuğu için kendi olamadığı, ya sürekli konuşup saçmaladığı, ya da susup bütün gece kafa salladığı o ilk buluşmaya. Şimdi sorun kendinize, o gece ne kadar samimiydiniz? O buluşmada ne kadar gösterdiniz gerçek yüzünüzü? Ya da ne kadar çaba sağladınız uyum sağlayabilmek için, ne kadar sabırlıydınız? Aristofanes’ten beri ruh eşinizi aradığınızdan mıdır sizinle aynı şeyleri seven, sözlerinizi tamamlayabilen, sizin gibi düşünen, hareket eden, yaşayan birini bulduğunuzda ideal aşkı bulduğunuzu düşünmeniz? Yoksa sadece güvende hissetmeniz mi?

Evlilik kurumunu ele alalım mesela. Dört tip evlilik yapısı var;
1.Görücü usulü evlilikler, 2.Arkadaş evlilikleri, 3.Aşk evlilikleri, 4.Şöhret evlilikleri.

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre en uzun süren şekilde sıraladım. Şaşırmayın ama en uzun süren evlilikler sizden önce, her iki tarafı da tanıyan ve isabetli karar alabildiği TÜİK tarafından da onaylanmış “Ayşe teyzeler” sayesinde gerçekleşiyor. Peki, nedir onlara bu kadar isabetli karar aldırabilen şey? Bingo... Benzerlikler elbette. O zaman benzerliklere mi odaklanmalıyız? Öyle ya madem bu bizi kalıcı ve uzun süreli bir evliliğe götüren bir anahtarmış gibi görünüyor. Belki de onu kullanmalıyız? 

Ya da “Ayşe teyzeler” e kendimizi teslim etmeyecek kadar olgunlaştığımızı düşünüyorsak, her olgun insan gibi ilk görüşte aşkı beklemektense, alışkanlıklarımızın peşinden giderek arkadaş evliliklerini seçmeliyiz. Görünürde o da yeterince güvenilir görünüyor.
Bu aşka ihanet etmek mi sizce? Belki de sadece benzer olanı kabul etmek ve sindirmek daha kolay geldiğindendir. Etrafınızdan sıkça duyduğunuz ideal bir işi, yaşantısı olan, aileniz ve arkadaşlarınız tarafından kolayca kabul edilecek biriyle olmak yaşantınız için bir risk getirmeyecek olduğundandır belki de.

Farklılıklara odaklanırsanız dipsiz bir kuyuya çekilebilirsiniz. “Asi gençlik” filminde Judy’i Jim’e çeken, “Alacakaranlık”ta Bella’yı Edward’a çeken farklılıklara odaklanmaları değil miydi? Ama bu farklılıkları sindirmek ve keşfetmek ancak filmlerde olabilir değil mi? Gerçekse aslında böyle bir şeyin bizi ve çevremizi oldukça tedirgin edeceğidir. “Ayrı dünyaların insanısınız” diye seslenen arkadaşlarınızın sözleri kulağınızda çınlamıyor mu?

Benzer olan güvenlidir, farklı olansa öğreticidir. Farklı olanı keşfe çıkarsanız her an sizi şaşırtan, bazen güldüren, kimi zaman kızdıran ama sürekli test eden bir şey içinde yaşarsınız. Ancak geçen zaman sizi birbirinize yakınlaştırır, gün gelir birbirinize benzersiniz. Çünkü duvarlarınızı yıkan, önyargılarınızı değiştiren bir şeydir yaşadığınız. Orada keşfedeceğiniz bambaşka bir “Ben” sizi bekler. Farklı olanı keşfettikçe içinizdeki derinliği de keşfedersiniz.
Unutmayın benzerlikler üstüne harika bir “ilişki”, farklılıklar üstüneyse yepyeni bir “Ben” inşa edersiniz.

Sevgiyle, Aşkla ve Sağlıkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR/DBU ve Regresyon Psikoloğu

10 Haziran 2016 Cuma

Sizi siz yapan şeylere sahip çıkın

İki yılı aşkın bir süredir yazı yazmıyordum, bir tür yas süreciydi, her süreç gibi bitti. Peki, bu kadar uzun aradan sonra hangi konuda yazmalı insan. Aşk? İnanç? Kişisel gelişim? Hayır, bunların hiçbiri değil. 
Bugünün konusu: DEĞİŞİM.
 “Hareket değişmenin ta kendisidir” der, Engels.
Değişim üzerine yıllardır bir sürü şey yazılmıştır. Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” der Heraklitus. Değişimin kanıksanması için her şey söylenmiştir de, her şeyin de değişmemesi gerektiği pek söylenmemiştir.
Hayatınızda neler değişmiyor bakın ve bazılarına sahip çıkın. Çünkü onlardan çok az var.

Mesela;
 Hala varsa mahalle bakkalınıza, kasabınıza, manavınıza sahip çıkın, carrefourda kimse sizi tanımıyor, kimse babanıza selam söylemiyor mesela,
- Akşam eve geldiğinizde size özlemini gösteren evcil dostlarınıza, kedilerinize, köpeklerinize sahip çıkın, onlar ne olursa olsun sizi sevmekten vazgeçmiyorlar ve sevgileri çok gerçek,
- Hele evinizi tarif etmek için kullandığınız bir ağaç, bir çeşme varsa aman ha nazar değmesin,
- Yıllar sonra gittiğinizde hala sizi kucak açarak karşılayan baba yadigarlarınız varsa, onlara da sahip çıkın ne olur,
- Bu plaj on yıl önce geldiğimizde de aynıydı diyorsanız, sadece siz gidin kimseye de haber vermeyin,
-  Lezzeti hiç değişmeyen çınar altı kahvesini de unutmayın, mutlaka gidin ki yaşamaya devam etsin o koca çınar gibi,
- Sizi tüm negatif yönlerinize rağmen seven çocukluk arkadaşlarınıza sahip çıkın, bugün hayatınıza bir dost girse 20 yıl hayatınızda kalacağını kim söyleyebilir. Oysa çocukluk arkadaşlarınız yıllardır orada,
- Yakınlarınızda biraz yeşil alan varsa, gidin papatya toplayın çocukluğunuzdaki gibi,
 Sokak arasında top oynarken yolunuzu kesen çocuklara da kızmayın, yaşıtları evde Play Station oynuyorlar çünkü,
- Etrafınızda zekası normal görülmeyen kişilere de sahip çıkın, onların sevgisi de yalansız çünkü,
- Eksik kalan yönlerinizi açıklıkla, dürüstçe yüzünüze söyleyen arkadaşlarınıza da sahip çıkın,
- Hala sosyal medyayı kullanmayan dostlarınız varsa, onlara da sahip çıkın, onlar bizim son kalelerimiz,

Hayatınızda değişmeyen bazı şeylere sahip çıkın ki, yıllardır biriktirdiklerinizi, anılarınızı dolayısıyla sizi siz yapan değerleri oluşturan şeyler yaşamaya devam etsin, çünkü Osho’nun söylediği gibi “Kabul edilmen seni bütünleştirir, seni kendine güvenli kılar, seni kendin gibi hissettirir. O zaman beklentileri yerine getirmene gerek yoktur, artık gerçek sen olabilirsin.”
Sevgiyle ve Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL

PDR / Davranış Bilimi Uzmanı / Regresyon Psikoloğu

6 Ağustos 2012 Pazartesi

İlişkilerde Birlikte Büyümek - 2


Özellikle evliliklerde sorunların başladığı yerlerden biri eşlerin ilişkilerine kendi ailelerinden taşıdıkları alışkanlıklarıdır. Aşık olduğunuzda yaşamınıza aldığınız sadece bir erkek veya kadın değildir; sevdiğiniz insan hayatınıza tüm ailesiyle girer. Örneğin kendi ailesinde ebeveyn sorumluluğunu taşımaya alışmış bir erkek evlenince, ailesinden alamadığı sevgiyi eşinden alabilmek için “çocuk”laşabilir. Doğal olarak ta eşler arasındaki denge bozulabilir. Dengeyi sağlamanın yolu ancak kişinin kendi ailesinde “çocuk” olduğunu hatırlamasından yani “küçülmesinden” ve eşiyle olan ilişkisinde de tekrar sorumluluk almaya başlamasından yani “büyümesinden” geçer.
İlişkilerde dengeyi korumak istiyorsak, bize yaşam veren ailemize karşı “çocuk”, ilişkide olduğumuz eşimize karşı “yetişkin” ve çocuklarımıza karşı “ebeveyn” olmak durumundayız.
Kendine “baba” arayan bir kadın, kendine “çocuk” arayan bir erkeğe ihtiyaç duyabilir. Hükmetmeyi seven biri, hükmedilmek isteyen birini arayabilir. Kadınlara saygı duymayan bir erkek, erkeklerden saygı görmeyi hak etmediğini düşünen bir kadın bulabilir. Sevdiğimiz insanla beraber yeni bir hayat kurduğumuzda sadece onunla değil ailesiyle de evlendiğimizi belirtmiştim. Dolayısıyla farklı aile yapıları buluşmuş olur. Çevrenizdeki ilişkilere dikkat ederseniz iki dominant anne veya iki biri birine benzer baba ile evlenen çiftlerin ilişkilerinin göreceli olarak daha uzun sürdüğünü görebilirsiniz. Ancak bu tür evliliklerin sayısı, çapraz eşleşmelerin olduğu ailelere göre daha azdır.
Hepimiz ruhumuzda ilişkide bulunduğumuz insana aldığımızdan fazlasını mı veriyoruz, yoksa azını mı biliriz. Ama özellikle dengenin bozulduğu ve bir şekilde biten ilişkilerde “Beraber olduğumuz zaman için sana teşekkür ederim. Bana çok şey verdi ve bana verdiklerin her zaman benimle kalacaklar. Ben de sana verdiklerimi sevgiyle verdim ve sende kalabilirler.” diyebilmek bizi yeni bir ilişki için gereken özgürlük duygusuna yaklaştırır.
Sanılanın aksine ilişkiyi terk eden taraf, genelde daha çok alan taraftır. Çünkü almak vermekten daha zordur. Alan kişi vererek dengeyi sağlamak zorundadır. Ama sürekli vermeye alışmış eş, almakta zorlandığı için, almayı kabul etmeyerek karşısındaki kişiyi sürekli ruhsal olarak borçlandırır. Sonunda da aldıklarının karşılığını veremeyen diğeri ilişkiden kaçarak, kendisinin verebileceği ve ondan sorunsuzca alabilecek biriyle birlikte olur. İlişkilerde alma verme arasında mümkün olduğunca denge kurmak o ilişkinin uzun süreli olarak kalıcılığını sağlamanın en kolay yoludur.
Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

30 Temmuz 2012 Pazartesi

İlişkilerde Birlikte Büyümek - 1


Bir çocukla yetişkin arasındaki farka baktığımızda ilk dikkati çeken, yaptıklarımızdan duyduğumuz sorumluluk oranıdır. Bir çocuk olarak yaptıklarımız karşısında o masum bakışın ve dudak büzmesinin arkasına saklanabiliyorken, bir yetişkin olarak her zaman çevremizdeki her şeye karşı daha fazla sorumluluk taşırız. Büyümek için sorumsuzluk duygusu ile başkalarının bakımına muhtaç olduğumuz duygusundan vazgeçmemiz gerekir.
Ebeveynle çocuk arasındaki ilişkide doğal bir dengesizlik vardır. Çocuk ebeveyninden alır, ebeveynde çocuğa verir. Çiftler arasındaki ilişki ise dengeli olmak zorundadır. Karşılıklı bir alışveriş vardır ve her iki taraf da hem alan hem veren rollerini mümkün olduğunca eşit olarak oynarlar. Çoğumuz bunun farkında olsak da bazen eşimizin bakımına ihtiyacımız varmış gibi davranıp, bu ihtiyaç karşılanmayınca da hayal kırıklığına uğrarız.
Temelde ilişki sırasında erkek kendinde eksik olanı kadından alırken, kadında kendindeki eksiği erkekten alarak tamamlar. İkisi de dengeli bir değiş tokuşa, karşılıklı olarak bir şeylere ihtiyaç duyduklarını göstermeye hazır olmalıdırlar. Bu alışverişin maddi, cinsel, duygusal, ruhsal ve zihinsel, kısaca her alanda gerçekleşmesi gerekir. İlişkiyi ayakta tutan, çiftler arasındaki benzerlikler değil zıtlıklardır. Erkek ne kadar erkek, kadın ne kadar dişiyse aralarındaki zıtlık o kadar büyük, çekimde o kadar güçlü olur. Sevgi ilişkisinde gerçekten derinleşebilmek için karşı cinsteki ebeveynden vazgeçebilmek temel şarttır. Böylece erkek kendi erkekliği ile kadınsa kendi dişiliği ile bağını güçlendirir. Bunun için kişinin kendi cinsindeki ebeveyni onurlandırması ve kabul etmesi gerekir.
Bazen çitler ilişkide yakın olmayı, birbirlerinde erimek ve bir olmak olarak algılayabilirler. Aşktaki en derin özlemlerden biri aradaki farkları yok ederek sevgiliyle bir olmak düşüncesidir. Oysa anlamamız gereken en önemli şey, karşı tarafa, hem farklı hem de eşit olduğu için saygı duymaktır. Kişi zıt kutupta olanı, eşit olarak kendine kattığında yin-yang oluşur. Böylece görünürde zıt olanlar birbirlerinin tamamlayıcısı olur ve iki eş de yarımdan fazlasına ulaşırlar. Birbirleriyle alışverişleri arttıkça aralarındaki bağ da o oranda güçlenir.
devam edecek,
Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yedi Kubbe; Bilgelik, Güzellik, Aşk, Adalet, Görkem, Bilgi ve Ölümsüzlük


Thot’un Kitabı’nda; “Ruhunu yükseltebilmek için fazlalıklardan kurtulman gerekir. Ruhunu hafifleştirmeye bak.” der ve ekler “Yücelmek için istemen yeterlidir. Yücelen diğer ruhların etrafa nasıl dağıldıklarına ve ilahi gruplar oluşturduğuna bak. Her biri kendilerine uygun bölgelere yükselip, o bölgenin meleğinin kanatları altında toplanmaktalar.” Bir zamanlar Atlantis’te Thot tarafından kaleme alınan bu bilgiler, yine Thot tarafından Mısır’a getirilmiş ve burada muhafaza edilmiştir. Bu yedili hiyerarşik yapı Hindistan’ın Yedi Deva’sı, Persler’in Yedi Amşapand’ı, Kabal’ın Yedi Sefirot’u, İslam’ın Tasavvufundaki ve Orta Asya Türk geleneklerindeki Yedi Katlı Gök anlayışlarında yansır. Bu yedi Kubbe; Bilgi, Güzellik, Aşk, Adalet, Görkem, Bilgelik ve Ölümsüzlük’tür.
Thot’un Kitabı’nda yer alan aşağıdaki satırlar, insanın ruhsal ve fiziksel yapısında da “Yedili Sistem” in bir yansıması olduğunu açıkça dile getirmektedir; “Evreni içine alan bu ‘Yüce Yedili Sistem’, sadece gökkuşağının yedi renginde ve Gam’ın yedi notasında değil, aynı zamanda insanı yedili yapısında da tezahür eder.” İnsanın yedili yapısı ile anlatılmak istenen bağlantı noktaları Doğu Ezoterizmi’nde “Şakralar” olarak adlandırılır.
“Ruh perdelenmiş bir ışıktır. Onu ihmal edersen kararır ve söner. Ama onun kandiline kutsal aşk yağı koyarsan, ölümsüz bir ışık halinde yanar durur ve sana rehber olur.”
Maddeye bağlanabilmek için kendi ışığını azaltmak zorunda kalan varlık, dünyada yaşarken astral yapısında da çok büyük bir kabalaşmaya maruz kalmaktadır. İşte varlığın en çok etkilendiği olumsuz koşulda budur. Astral yapısı kabalaşan ve adeta bir kabuk gibi varlığın iç ışığını bedensel yaşamına aktarmasına engel olan bu sonuçla, her varlık karşılaşmaktadır. Her varlık bu dünyadan ayrılıp asıl vatanına dönerken de  bu astral kabuktan kurtulmak zorunluluğu ile karşı karşıya gelmektedir. Bu astral tortuyu oluşturan ana faktör ruhun negatif yaşantılarıdır. Bu negatif deneyimleri dönüştürüp, ruhun ihtiyaç duyduğu pozitif enerji içinde kalabilmesini sağlamak şimdiki yaşam için çok önemlidir. Bazı insanlarda bu tortu kendi başlarına meditasyon , namaz, dua veya zikirle temizlenebilir. Ama çoğu insanda bu kabuk o kadar kalınlaşır ki, çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar, tekrar eden negatif deneyimler, sürekli başarısızlığa uğrayan ilişkiler şeklinde ortaya çıkarak kişiye katlanılması güç sıkıntılar yaratabilir. Aslında geçmiş yaşam çalışmalarının amaçlarından biri de bu kabuğu henüz dünyadayken yok etmektir. Böylece kişi bugünkü yaşamında başına gelen negatif deneyimlerin ilgili olduğu negatif duyguları o geçmiş hayatta dönüştürdüğünde, şimdiki yaşantısında da sıkıntıları ortadan kalkar.
Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

30 Mart 2012 Cuma

28 Adımda Hayatınızı Renklendirin!


Birden her şey çok kötü gitmeye başlar ve artık hayatınızı güzelleştirmek için çözüm bulmakta zorlandığınızı hissedersiniz. Ama endişelenmeyin. İngiliz Observer gazetesinin uzmanlara hazırlattığı reçete, sevgilinizle ilişkinizden iş hayatınıza kadar pek çok konuda renkli ve uygulanabilir çözümler sunuyor...

İlişkiler
1. Düzenli ve tutkulu bir ilişki yürütmenin en iyi yolu dönem dönem hiçbir şey yapmamaktır. Kimse birbirine acı vermeden, biraz ilişkiden uzaklaşın.
2. Uzmanların "paradoksal problem çözümü" adını verdiği yöntemi uygulayın. Örneğin, cinsel sorunlarınızda çözüme yatağınızın yerini değiştirerek başlayın..
3. Evli çiftler konusunda uzman John Gottman'a kulak verin. Araştırmasına katılan çiftlerden hangilerinin üç yıl içinde boşanacağını yüzde 94'lük doğruluk payıyla bilen Gottman'a göre, kadınlar kocalarının söylediği sözlere 15 dakikalık periyotlar içinde dört ya da beş kez sinirleniyorsa, bu çiftin en geç dört yıl içinde boşanacağı anlamına geliyor. Yine Gottman'a göre, eğer sevgilinizle tartışarak geçirdiğiniz vakit, onunla sorunsuz, mutlu geçirdiğiniz vaktin sadece yedide biri kadar ise, ilişkiniz iyi gidiyor demektir. Eğer sorunlarınızın yüzde altmışı "çözülemez" türdense meraklanmayın, normalsiniz.

Kültür
4. Televizyonunuzu kapayın! Böylece sinemaya, tiyatroya gitmek için de bol vakit bulabilirsiniz.
5. En az beş tane caz albümü alın. İste size küçük öneriler: Miler Davis'in "Kine of Blum," John Coltrane'in "A Lome Suareme" ya da Duke Ellington'in bir albümü.
6. Bestseller'lardan nefret etseniz de, en kısa zamanda Tolkien ile tanışın. "Yüzüklerin Efendisi" filmi hakkında konuşma zamanı geldiğinde, en azından bu konuda söyleyecek sözünüz olur.
İş
7. Kariyer seçiminizi yaparken "kapasite"niz kadar sizin için "uygun" olup olmadığını göz önünde bulundurun. En önemli on kişisel özelliğinizin listesini yapın ve sizin için neyin önemli olduğuna karar verin.
8. Zeki bir çalışkan olun. Önemli olan nasıl "çok çalıştığınız" değil, nasıl "çalıştığınız" dır. İpucu: Her ne kadar güç patronunuzda olsa da, ofisteki diğer çalışanları da etkilemeye çalışın.
9. Değişikliklerden korkmayın. İş yaşamındaki değişiklikler bir dönem her şeyin yerli yerine oturması için kendinize vakit tanımanız anlamına gelir. "Esnek" olun.

Oyun
10. Arada bir de olsa spontane davranın. Hoşlandığınız kişiyi ilk gördüğünüz anda ona duygularınızdan bahsedin. İçinizden mırıldandığınız şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlayın.
11. Güzel bir şey yapın. Zahmetli ama lezzetli bir yemek, sevdiğiniz biri için bir kartpostal, kişisel İnternet sitesi... Bunlar kendinizi iyi hissettirecektir.
12. Tutkularınızı paylaşabileceğiniz insanlar bulun. Beraber saatlerce bilgisayar oyunu oynayacağınız, spor yapacağınız, satranç oynayacağınız birileri hayatınızı renklendirecektir.

Sağlık
13. Gülün. Gülmek sadece stresinizi yenmenizi sağlamakla kalmaz, kalbinizi de korur. Amerikalı bilim adamları çok gülen insanların kalp hastalıklarına karşı daha dayanıklı olduğunu söylüyor.
14. Sigarayı bırakın. Herhangi bir sağlık sorunundan muzdaripseniz, öncelikle yapmanız gereken yine sigarayı bırakmaktır. Kararlı olun.

Mutluluk
15. Yeni yılda olumlu düşünme gücünüzü devreye sokun. Her gün, sizi neyin rahatsız ettiğini düşünün ve o konuda çözüm üretmeye çalısın.
16. Üstünüzdeki giysiye şöyle bir bakın: Çevrenize nasıl bir mesaj veriyorsunuz? Giysilerinizde ne kadar açık renkler tercih ederseniz başkalarının enerjisini de o kadar itersiniz. Bu yüzden doktorlar beyaz giyer. Koyu renkleri tercih ederseniz, daha fazla enerji çekersiniz üstünüze ve otoriter bir havanız olur; bu yüzden polis üniformaları koyu renktir. Toplum içindeki konumunuza uygun renkte elbiseler giyin; aralara ruhunuzu ortaya çıkaracak renkler katmaktan çekinmeyin.
17. Kalp egzersizi yapın: İnsanları sevin!
18. Bütün konsantrasyonunuzu beyninizin merkezine, yani gözlerinizin tam ortasına yoğunlaştırın: Ruhun gerçek yuvasına. Bu egzersiz yoga felsefesine göre ruhsal ölümsüzlük anlamına gelen, "üçüncü göz"ümüzü açacak.

Beslenme
19. Bir meyve sıkma makinesi alın ve uzmanlara kulak vererek haftada üç kez "kullanın!"
20. Saat başı bir bardak su için. Bu sık sık tuvalete gitme ihtiyacına yol açacak olsa da, yarım litre su enerjinize yüzde 20 enerji katar.
21. Bu seneyi "iyi uyuma yılı" seçin: Gün ortasından sonra kafeinli içeceklerden uzak durun, alkol almayın, akşamları uykunuz olmasa da bedeniniz iflas etmeden yatağa girin.

Zayıflama
22. Spor yaparken bulunduğunuz ortamın aromalı olmasına özen gösterin. Şaka değil; New York'ta yapılan bir araştırmaya göre, spor yaptığınız ortam nane kokuyorsa enerjiniz artıyor ve daha az zorlanıyorsunuz.
23. "48 saat kuralı"nı aklınızdan çıkarmayın. Her gün spor yapmak çok da doğru değil bazı uzmanlara göre. Ama eğer her spor seansı arasında 48 saatten fazla vakit bırakırsanız da zorlanma ihtimaliniz var.
24. Egzersiz yapmak istiyorsanız, açık havayı tercih edin diyor uzmanlar. Amerikan Egzersiz Merkezi (ACE) bu yılın en büyük spor trendinin açık havada verilecek egzersiz dersleri olacağını açıkladı.

Para
25. Ailenizi "finans gurusu" olarak görmeyin. Son araştırmalar, insanların yüzde 40'ının parayla ilgili sorunu olduğunda ailelerine danıştığını ortaya çıkardı.
26. Eğer para konusunda eşinizle ortak hareket ediyorsanız, alışverişe mutlaka birlikte gidin. Çünkü kadınlar pazarlık ve kritik sorular konusunda erkeklerden daha yetenekli.
27. İyi para kazanmak istiyorsanız, kariyerinizi seçerken özen gösterin. Warwick Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre hukuk ve politika eğitimi görenler ziraat fakültelerinden mezun olanlardan yüzde 50 daha az kazanıyor.
28. Hayatınızda olmayana değil olana odaklanın. Neyi çok iyi yaptığınızı mutlaka öğrenin ve bunu yaparken kendinize karşı asla acımasız olmayın.
Hiçbir şey için "BENİMDİR!" demeyin! Sadece deyin ki: "YANIMDADIR!" Çünkü ne "ALTIN", ne "TOPRAK", ne "YAŞAM", ne "ÖLÜM", ne "SEVGİLİ", ne de "KEDER" daima SİZİNLE KALMAZ!...
Aşkla Kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

13 Şubat 2012 Pazartesi

Kahramanın AŞK'a Yolculuğu


Kahramanın “Aşk”a Yolculuğu
Yazımın başlığını Kahramanın “Aşk”a yolculuğu koydum… Çünkü tam da böyle bir şeydir Aşk. Kahramanca çıkılan bir yolculuktur yani. O ana kadar sizin olan, hatta siz olan her şeyi, herkesi, her inancı geride bırakabilecek bir cesaretle, coşkuyla, tutkuyla, mutlulukla, sevinçle çıkardığınız bir yürek yangınıdır. İnsanın yeniden varoluşudur…

Hani Mecnun çalmış ya kapısını Leyla’nın…
Seslenmiş Leyla içeriden “Kimsin?” diye…
“Benim!” deyince Mecnun,
“Burada ikimize yer yok” demiş Leyla.
Bir süre sonra geri dönen Mecnun yine çalmış kapısını Leyla’nın…
Yine içeriden seslenmiş Leyla “Kimsin?” diye…
“Senim!” deyince Mecnun, açılmış Aşk’ın kapısı…

Bazen bu derece kendinden geçişler içerir Aşk. Ruhun ta içinde hissettiği, sanki bu dünyaya ait olmayan bir şeydir. Sıradan dünyayı geride bırakıp, kendinizi yeniden kurguladığınız bir maceradır. Yanlışlıklardan, eksikliklerden çekinmeyen insanın, kendini arayışıdır sevgilide. Gerçekten aşıksan sadece sevgiliyi sevmezsin. Sevgiliyle birlikte, hayatın kendisini seversin, insanları seversin mesela, hayvanları seversin. Güneşi fark edersin sonra, ay ışığını, yıldızları keşfedersin. Sanki milyonlarca yıldır orada değilmişler gibi. Gerçek aşk sevgiliye benzemeye çalışmak, ya da onu değiştirmek değil, var olan tüm özellikleriyle onu kabul edip bütünleşmeye çalışmaktır. Sevilen de sevenin duygularına karşılık verdiği zaman, kaynaşmayla oluşan bir “birlik” dönemi başlar.
Her aşk bir derstir aşığa, her aşık bir öğretmen!... Onu kendi yolculuğunda bir adım ileri götüren... Şimdi bir dakika durun ve düşünün, siz Aşklarınızdan ne öğrendiniz? Kalarak hayatı yaşanmaya değer kılma kavgası mı verdiniz, yoksa kolayı seçip giderek kendinizden mi kaçtınız? Sizi nehrin karşısına geçiren kayıktır Aşk… Aşık için ilk eşik kayığa binmektir korkusuzca… Aşkın başladığı yerde korku biter, yaşam başlar... Nehrin karşısında sizi bekleyen çeşitli sınavlar, ödüller, kavgalarla soyunabilirseniz bütün kabuklarınızdan, en zayıf halinizle kendinizi emanet edebilirseniz sevgilinin şefkatine, sevgisine, o zaman aşkı “Sevgi” haline dönüştürebilirsiniz. Yok, korkarsanız bu dönüşümden, saklarsanız kendinizi maskelerinizin arkasına, sırtınızda giderek ağırlaşan ve size hayatı zorlaştıran bir kambur oluverir. Her aşk cesaretle ve güvenle çıkılması gereken, ruhunuza doğru çıktığınız yeni bir yolculuktur. Sonsuz sevinçlerle, sonsuz acıları bir arada yaşayıp bilgeleşebilmek içindir bu aşk yolculuğu. Dünyanın yeniden keşfidir. İnsanın kendisini ve çevresini yeniden yaratmasıdır. Doğru bildiğiniz yanlışlardan kurtulmak, üzerinizdeki gereksiz yükleri bırakmak için size verilmiş bir şanstır. Aşk, insanı yeni bir insan yapar.
Aşk olgunlukta gerektirir. Ancak olgun bir aşık, aşkı ve sevgiliyi kendisine sunulan var olma fırsatı olarak görebilir, kendisini yeterince aşka adayabilir. Kierkegaard, “Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir” derken bunu kasteder. Çünkü ancak gerektiğinde sizi mutsuz etmekten korkmayacak kadar sizi seven biri, eşlik edebilir kendinizi keşfetmenize. Size aynalık edebilecek kişi geliştirebilir sizi, derinlerde sakladığınız kırılgan, korunmasız benliğinizin sizin en önemli parçanız, varoluşunuz olduğunu kalbinde hisseden ve bunu cesaret ve içtenlikle size haykıran kişidir sevgili. G.G. Márquez  “Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum...” derken tam da bunu anlatır.
Simmel “Bir şeye, bize getireceği kazanç açısından değil de, neyse o olduğu için ilgi duyma, sevme, aşık olma yeteneği, ancak insanlığın en yüce katmanlarında bize sunulan görkemli bir Tanrısal armağandır” diyor. Onu seviyorsunuz diye değil de, sadece sizi sevdiği için, yani içinden öyle geldiği için sizinle olandır sevgili…
Bu nedenle eli tutulasıdır…
Bu nedenle dudakları öpülesi…
Bu nedenle o biricik, tek ve eşsizdir…
Bu nedenle cesaretle, sizi kaybetmekten korkmadan geliştiren, içtenlikle seven her sevgili ruhunuza eşlik edendir, “Ruh eşinizdir.” Çünkü o sizi bütünle kaynaştıran bir “meleksi el”dir. Dolayısıyla dışarıda bir yerlerde belki de hiç karşılaşamayacağınız eş ruhunuzu aramaktansa, başınızı kaldırıp sevgilinizin gözlerinin içine bakın. Orada kendinizi görebiliyorsanız sıkıca sarılın hem sevgilinize, hem ondaki kendinize…

“Ben evimde bir “meleksi el”le yaşadığım için çok şanslıyım ve onu çok seviyorum. Benim her geçen gün kendime doğru aşkla yol almamı sağlıyor ve ben her geçen gün bir pervane gibi yanıyorum aşkının yarattığı ışıltılı ateşle…”
Aşkla kalın…
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı