kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2020 Çarşamba

Karantina günlerinde ne izlemeliyim


Karantina başladığından beri ne izleyelim, ne okuyalım, bize ne tavsiye edersiniz diye çok soran var. Ne okunmalı kısmıyla ilgili bir paylaşım yaptım. O çok daha kolaydı. Ancak “Ne izleyelim?” biraz zor bir soru?

-        Hangi tür filmleri veya dizileri seversiniz?  
-        Sinema veya dizi dünyasına ne kadar ilgilisiniz?
-        Uzun soluklu şeylerden mi hoşlanıyorsunuz, yoksa kısa öz bir mesajı mı olmalı?
Bu soruları çoğaltmak mümkün. Ama ben yolu kısaltmak için kategorileştirmeyi deneyeceğim.

Film önerileri
1.     Bence böyle bir dönemde ilk sıraya umut aşılayan, size iyi hissettiren filmleri koymalısınız. Benim seçkilerimin başında rahmetli Robin Williams filmleri var. Patch Adams, Can dostum, Aşkın Gücü ve Ölü Ozanlar Derneği diyebilirim. Ardından Amelie ve Bugün Aslında Dündü harika seçimler olur.
2.     Romantik komediler: Buraya tüm Meg Ryan filmlerini ekleyebilirim. Ama ikisini seçiyorum. Fransız öpücüğü ve Mesajınız var. Ardından hiç eskimeyen Aşk engel tanımaz, Sen uyurken ve Cennet Gibi gelebilir.
3.     Elbette Noel temalı fimler. Bence en iyileri 39.Cadde de Mucize, Şahane Hayat, Aile Babası, Tesadüf .
4.     Kader, kuantum ve seçimler konularında etkili mesajları olan filmler Rastlantının Böylesi, Kader Ajanları, Kış Masalı, Baraka, Yıldızlararası, Kaynak, Mr.Nobody, 8 Saniye.

Dizi önerileri
1.     Eskimeyen uzun soluklu diziler: Başta Fringe ve Suits gibi sizi sıkmadan 6-7 sezon götürebileceğiniz diziler. Daha kısa olsun derseniz La casa de papel, Narcos, Billions gibi yakın zaman popülerlerini tavsiye edebilirim. Atladığınız varsa çok seveceksiniz.
2.     Yeni ama umut vaat eden diziler: Paralel evrenler, zamanda yolculuk, kelebek etkisi gibi konularda kafa yormak isterseniz Dark, Counter Part, Stranger Things öncelikli olmalı bence.
3.     Lucifer ve Sex education size keyifli zaman geçirtebilecek eğlencelikler. Belki Anne-e nin iyimser dünyasına da misafir olmak istersiniz.

Youtube önerileri
İbrahim Selim’i hala keşfetmediyseniz büyük kayıp olur. Cem Yılmaz’ı konuk aldığı bölümle başlamanızı öneririm.

Önemli Not: kahramanınruhsalyolculuğu bloğumda bu filmlerin bir çoğunun incelemesi de vardır. Önce okur, sonra izlerseniz keyfiniz daha da artabilir.
Sevgiyle, Aşkla ve sağlıkla kalın,

Kartal ÖZAL
PDR, DBU ve Regresyon Psikoloğu

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bakış Açını Değiştir, Hayatın Değişsin!...


Sevgili dostlar, aşağıda başına gelenlere olumlu ve olumsuz bakış açısı ile yaklaşan bir erkeğin, iki farklı versiyonda düzenlenmiş kısa hikayesi var. Koyu bölümler özellikle bakış açılarını vurgulamak üzere seçilmiştir. Bu hikayeyi eril güç ve başarı üzerine kurguladım, belki yakında dişil güç ve aşk üzerine yeni bir versiyonda hazırlarım.Haydi başlayalım!...
Bir erkek uyandı soğuk bir kış günü yatağında, pencereye vuran yağmurun sesiyle. “Lanet olsun” dedi yağmuru görünce. Son bir hafta ara vermeden yağıyordu yağmur. “Yağmurdan nefret ediyorum” diye geçirdi içinden. “Onun” için çok “kritik” bir gündü bugün. “Hayatındaki her şey pamuk ipliğine bağlı görünüyordu” ve “bugün o ipin kopması an meselesiydi”.
 “Eğer bugün şirkette bir yapılanma olur ve beni işten çıkarırlarsa, hayatımdaki her şeyi kaybederim”. “Yavaşça” kalktı yatağından. “Umarım bir aksilik çıkmaz” diye geçirdi içinden, dolabındaki tek temiz takımı giyinirken. Köşedeki simitçiden bir simit alıp, yaklaşan taksiye durması için el salladı. Durmak için hızla frene basıp kenara doğru yaklaşan taksinin, kaldırımın yanındaki su birikintisine girdiğini gördüğünde, kaçmak için artık çok geçti. “Hay aksi” diye geçirdi yine içinden, “Bugün bütün aksilikler beni buluyor”. Kızgınlıkla söylendiğini gören taksicide “basıp gaza gidince”, “okkalı bir küfür salladı arkasından”. Bu yağmurda “beklemek zorundaydı”.
Normal dedi, “bende bu talih varken fırın açsam millet ekmek yemez”. İş yerine vardığında “oldukça gecikmişti”. “Moralsiz, halsiz tavrı” toplantıya giren genel müdürün gözüne takıldı. İçerideki ilk sözü şu oldu genel müdürün; “Arkadaşlar, sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Bu iş yeri içerideki hayata küsmüş, halsiz ve mutsuz insanlarla bu krizi atlatamaz”. Akşam olduğunda “işsizler kervanına katılmış”, yakındaki bir barda “ne kadar talihsiz olduğunu” düşünüyordu.
Aynı gün, aynı şehrin, aynı yerinde, aynı evin, aynı odasında ama bambaşka bir evrende;
Bir erkek uyandı soğuk bir kış günü yatağında, pencereye vuran yağmurun sesiyle. “Rahmet yağıyor” dedi yağmuru görünce. Son bir hafta ara vermeden yağıyordu yağmur. “Yağmuru çok seviyorum” diye geçirdi içinden. “Şirketteki herkes” için çok “kritik” bir gündü bugün. “Birçok insanın hayatındaki her şey pamuk ipliğine bağlı görünüyordu” ve “ama her kriz içinde yeni bir fırsat taşır” diye düşündü ve “bugün o fırsatla karşılaşması an meselesiydi”.
“Eğer bugün şirkette bir yapılanma olur ve beni terfi ettirirlerse, hayatımdaki her şey çok daha çoğalır”. “Hızla” kalktı yatağından. “Biliyorum, her şey çok güzel olacak” diye geçirdi içinden, dolabındaki tek temiz takımı giyinirken. Köşedeki simitçiden bir simit alıp, yaklaşan taksiye durması için el salladı. Durmak için hızla frene basıp kenara doğru yaklaşan taksinin, kaldırımın yanındaki su birikintisine girdiğini gördüğünde, kaçmak için artık çok geçti. “Hay Allah” diye geçirdi yine içinden, “Bugün bereket hep beni buluyor”. Gülümsediğini gören taksicide “özür dileyerek şirkete getirip parada almayınca”, “hakkını helal et diye seslendi arkasından”. Bu yağmurda  “erken gelmişti”.
Normal dedi, “bende bu talih varken hava satsam millet kuyruğa girer”. İş yerine vardığında “oldukça erkendi”. “Moralli, enerjik tavrı” toplantıya giren genel müdürün gözüne takıldı. İçerideki ilk sözü şu oldu genel müdürün; “Arkadaşlar, sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Bu iş yeri ancak içerideki hayatla barışık, enerjik ve mutlu insanlarla bu krizi atlatabilir”. Akşam olduğunda “müdürler kervanına katılmış”, yakındaki bir barda “ne kadar talihli olduğunu” düşünüyordu.
Siz hangi evrende yaşayan versiyonsunuz? Başına gelen her şeye negatif ve karamsar bakan, kendini kaderin mahkumu kabul eden versiyon musunuz? Yoksa her negatif şeyde bile iyiyi ve güzeli fark eden, kaderin mahkumu olmak yerine kaderini yönlendiren, hayata şükretmeyi, teşekkür etmeyi seçen versiyon musunuz?
Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR/Davranış Bilimi Uzmanı

3 Mart 2012 Cumartesi

Hangi burçta doğanlar, ne zaman zengin olur?


Bebek olarak hayata geldiğimiz an ölümlülüğü de seçmişiz demektir. Ruhumuz o akıl almaz iklimden, bir beden seçerek hayata adeta düşer. Artık içinde bulunduğumuz dünyanın sınırlayıcı önermelerinin esiriyizdir. Kabul ettiğimiz her önermede, hayat bizi biraz daha hipnoz altına alır, içinde bulunduğumuz hipnoz durumu daha da derinleşir. Doğumumuzdan itibaren bize sunulan bazı önermeleri sıralayayım. Bakalım hangileri size tanıdık gelecek?
“Yapamazsın”, "beceriksizsin", "yetersizsin", “koşma düşersin”, “yalnız kalınca korkar”, “acıkınca ağlar”, “kırarsın”, “düşürürsün”, “dikkat et elini kesersin”, “bu iyi”, “şu kötü”, “bu güzel”, “şu çirkin”, “bu doğru”, “şu yanlış”. Sürekli tekrar ettiğimiz bu önermeler birçok düşünce ve davranışımızı pekiştirir. Küçükken olumsuzunu bolca duyduğumuz önermelerin yerine, yetişkinlikte, neredeyse tüm kişisel gelişim çalışmalarında, “olumlama” adı altında kişilere verilen ve oto hipnoz etkisi gösteren önermeler koyulmuyor mu? Kendimizi kötü hissettiğimizde harika hissettiğimizi söylersek, kötü hissettiğimiz önermesi dağılıp gitmiyor mu? Oysa kötü hissederken, daha da kötü hissettiğimizi düşünürsek, her söyleyişimizde içinde olduğumuz durum daha da beter olmaz mı?
Hipnoz gizemli bir şey değildir sevgili dostlar. Doğuştan itibaren dünya hakkında, ailemiz hakkında, çevremiz hakkında, daha da önemlisi kendi sınırlarımız hakkında bize sürekli önermeler sunulur. Kabul ettiğimiz her önerme hipnozdur. Ya böyle bir şey yok ise, ya çevremizdeki dünya sadece inandıklarımızı bize yansıtan bir aynaysa? Bir deneyde kişinin ensesine buz ile dokunup, kızgın demir demişler? Ne mi olmuş? Elbette ensesi su toplamış. Aklınız inanılması güç becerilere sahip.
Başımıza gelen her şey önermedir. Hayatta kesin olan hiçbir şey yoktur. Katı diye bir şey yoktur, yalnızlık diye bir şey yoktur, soğuk diye bir şey yoktur, gece diye bir şey yoktur, fakirlik diye bir şey yoktur. Bunların hepsi hayatın gerçeği adı altında bize sunulan önermelerdir. Kabul edersek hayatın bizi hipnotize etmesine izin vermiş oluruz. Başımıza gelenlerin çoğu hayallerimiz ya da düşlerimiz değil, değer verdiğimiz ya da vermediğimiz insanların bize sunduğu ve bizimde kabul ettiğimiz önermelerdir. Bir önermeyi reddetmek için hiçbir zaman geç değildir. Başkalarının önermelerini kendi gerçeğimiz haline getirmezsek, benzersiz, ilgi çekici, sıra dışı biri oluveririz. Fark yaratan insanlar bunu nasıl başarıyor? Çünkü onlar başkalarının hipnozunun yerine, kendi önermelerini koyarak kendi kendilerine hipnoz yapıyorlar. “BAŞARACAĞIM”, “ZENGİN OLUYORUM”, “BU YIL BENİ ÇOK SEVEN HARİKA BİRİNİ BULUP EVLENİYORUM”, “BİRGÜN BÜTÜN DÜNYA BENİ TANIYACAK, BİLİYORUM”. Gerçek olması için yapmaları gereken tek şey tekrar, tekrar ve tekrar söylemektir. Yalnız olduğunuz önermesinin yerine İLİŞKİYİ, işsizliğin yerine ÇALIŞMAYI, çok çalışmanın yerine DİNLENMEYİ, nefretin yerine SEVGİYİ, fakirliğin yerine ZENGİNLİĞİ koyduğunuz an tüm hayatınızın kontrolünü ele almış ve uykudan uyanmış olursunuz.
HANGİ BURÇTA DOĞMUŞ OLURSANIZ OLUN, hepiniz bu düşünceye sahip olduğunuz andan itibaren artık çok daha ZENGİNSİNİZ.
AŞKLA KALIN,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimleri Uzmanı

26 Şubat 2012 Pazar

Kısa dönemli çözümler, uzun dönem sorunlarınızın nedeni olur!...


“Niagara Sendromu” olarak literatürlere geçen bu sendrom, hayatı bir şelaleye doğru akan nehre benzetir. İnsanlar bu nehre, sonunun nerede biteceğini bilmeden atlar ve hemen akıntıya bırakır kendini. Günlük olaylar, günlük korkular, günlük zorluklar deneyimleri oluşturur. Nehrin çatal oluşturduğu yere vardığında ise, hangi tarafa gitmek istediğine çoğunlukla oluşan bu deneyimlerin yönlendirmesi ile karar verir. Kendisi için hangi seçeneğin en uygun seçenek olacağını bilinçli olarak seçmez. Birçok insan hayatın bu kırılma anlarında kendi değerleriyle hayatına yön vermek yerine, çevresi tarafından onaylanma, sevilme, kabul edilme ihtiyacı ile hareket eder. Sonuç olarak kontrol kendisinde olmadan yaşamını sürdürür. Ta ki bir gün çağlayanın sesi onu uyandırana kadar. Bir de bakar ki, küreksiz bir kayığın içinde Niagara Çağlayanı’nda uçurumun eşiğindedir.
 “Allah’ım” der sonra, “Ben ne kadersiz insanım”. Aşağıya düşüş kaçınılmazdır artık. Bazen bu düşüş, duygusal bir düşüş olur, eşinden ayrılır. Bazen finansal bir düşüştür, işinden ayrılır. Bazen durum daha da vahimdir, sağlığından ayrılır.
         Hayatınızda bugün yüz yüze geldiğiniz tüm güçlükler, tüm felaketler, büyük bir ihtimalle, nehrin çok yukarısındayken verebileceğiniz daha farklı kararlarla önlenebilirdi. Ama hayatınızı filmlerdeki gibi seçim yaptığınız ana geri sarıp, kararlarınızı değiştiremiyorsunuz.
         Peki, nehrin en hızlı aktığı anda, azgın sulara kapılmış gider durumdayken, olayları nasıl kontrolünüz altına alabilirsiniz? Kürekleri suya daldırıp ters yönde deliler gibi kürek çekmeniz hiç bir işe yaramayacağına göre, ileriyi planlayabilir, gerçekte varmak istediğiniz yere doğru bir rota çizebilirsiniz.
Genelde insanlar elde ettikleri sonuçları hayatlarının merkezine koyar, sevinçleri de, üzüntüleri de abartarak yaşar. Bazen çabuk gelecek mutluluklara öyle odaklanır ki, bulduğu kısa dönemli çözümler, uzun dönem sorunlarının nedeni olur. Bulduğunuz geçici çözümler başkalarını ikna etmek için değil, kendinizi olduğunuz halinizle kabul edememekten kaynaklanır. Kendimizden kaçarak, nasıl tekamül edebiliriz? Başkalarına iyi görünmek, ya da hep haklı olmak, ya da zayıf yönlerimizi göstermemek, mükemmel görünmek için harcadığımız çaba çoğunlukla aslında kendimizden kaçtığımız içindir. Oysa hayatta hesap vermek zorunda olduğunuz tek kişi kendinizsiniz. Ne iseniz, o olmaya çalışın. Düşünceleriniz, duygularınız ve davranışlarınız aynılaşmaya başladığında kendinize yaklaşmışsınız demektir. Çalışmalarımız sırasında iflas eden insanlar nasıl battıklarını anlatırlarken, ilişkisi biten insanlarsa bu süreci tarif ederlerken, yaptıkları hamlelerin günü kurtardığını ama geleceği nasıl daha kötü duruma soktuklarını fark ettiklerinde kendileriyle barışma şansını yakalıyorlar.
Bugün başınıza gelenin hakkınızda hayırlı veya hayırsız olduğunu, ancak aradan zaman geçtikten sonra anlayabilirsiniz. Bir türlü anlam veremediğiniz olayları tekamülünüzün bir parçası olarak kabul edin ve sadece şükredin. Nedenini mutlaka bir gün anlayacaksınız. Kendiniz olun ve unutmayın, siz olduğunuz halinizle zaten mükemmelsiniz.
Aşkla kalın,
Kartal ÖZAL
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı

10 Aralık 2011 Cumartesi

Hayatınızın direksiyonunda kim var?

Geçenlerde “Kaderin Şifresi” adlı bir kitap geçti elime. Başlangıç bölümünde şansın tarifi ve evrensel mekanizmanın işleyişi hakkında yazılanları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şans: Rastlantıları düzenleyen ve insanlara iyi ve kötü durumları hazırladığına inanılan doğaüstü etken.
İşte bu tarifte geçen “doğaüstü etken” tanımlamasıyla şans kavramının içindeki görünmeyen prensipler ve ezoterik bilgiler derhal kendisini ön plana çıkarıyor. Şansın tesadüfle bir ilgisi yoktur. Şans denilen kavramın ardında rastgele oluşan ve bir takım insanları diğerlerine göre kayırıp onlara ayrıcalık tanıyan ve varlığın iradesini hiçe sayan bir olgu değil, varlığın geçmişte ve şimdide; kendi iradesiyle yaptığı fiillerin evrende işlemekte olan sebep-sonuç yasasına göre belirlenen sonuçların düzenlenmesi bulunur. Bu işleyişte Evrensel İşleyiş Mekanizması’nın gözeticiliği önemli bir fonksiyon görür. Evrensel İşleyiş Mekanizması’nın hiyerarşik yapısı içinde gerçekleştirilen bu fonksiyon sayesinde varlıkların kapasiteleri ve ihtiyaç durumları dikkate alınır. Varlıklara en uygun olacak biçimde yapılan bu düzenlemede en ufak bir haksızlık, aldatma, ya da ayrıcalık söz konusu değildir. Kişi her ne ile karşılaşıyorsa, o anda kendisine en uygun en gerekli olan odur. Bu nedenle insanların şanssızlıktan, talihsizlikten yakınmalarında hiçbir mantıklı dayanak bulunmamaktadır. Bu tür yakınmalar evren de işlemekte olan kozmik prensipleri ve ezoterik bilgileri bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Kaldı ki, insanların yakındıkları bazı güç koşullarla karşılaşmaları, onların ruhsal gelişimlerinde son derece yararlı sonuçları beraberinde getirebilmektedir. Çünkü dünya üzerinde yaşanılan güç koşullar, ruhsal gelişim açısından hızlı adımların atılmasını kolaylaştırıcı etkenler içerir. Bu etkenler, karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmek için gösterilen çaba ile birlikte oluşan iç enerjidir. Adeta fiziksel egzersizle gelişen kaslar gibi, bu zorluklara karşı gösterilen çabayla da, içsel dünyamıza ait ruhsal enerjimiz gelişmektedir. Bir tek hareket bile boş ve anlamsız değildir.
Evrensel İşleyiş Mekanizmasında sayısız “Evrensel Yasa” var. Bu yasalar sadece kurallar, öneriler, ya da ahlaki düsturlar olmanın çok ötesinde, daha yüksek bir düzeni ifade eder. Bir yasanın geçerliliği ona olan inancınıza bağlı değildir. Siz inansanız da, inanmasanız da yerçekimi kanunu işler. Yüksek bir yerden atlarsanız düşersiniz. Henüz düşmeyen ve havada asılı kalan bir fiziksel olguya rastlanmadı. Günlük hayatımızda Evrensel Yasaların büyük kısmı ile karşılaşıyor ve bu işleyişe uygun olan veya olmayan kararlar alıyoruz. Bir yasanın gücüne ulaşmanın anahtarı, sadece o yasayı bilmekte değil, onu uygulamakta yatar. Eylemlerimiz, duygularımız, ya da bakış açımız değiştiğinde bu yasaları gerçekten uyguladığımızı söyleyebiliriz.
Örneğin “Esneklik Yasası” diyor ki; İtiliyorsanız çekin, çekiliyorsanız itin. Bazı ağaçlar gibi rüzgarla birlikte hareket edebiliyorsanız, yıllara meydan okursunuz. Ancak yine bazıları gibi rüzgarla savaşmaya çalışıyorsanız, kuvvetli bir fırtınada kırılır gidersiniz. Kendi hayatınız için en önemli yasaları keşfetmek için önce hayat yolunuzu berraklaştırmanız gerekir. Bunun dışında verdiğim tüm seminerlerde veya birebir yaptığımız sohbetlerde kişilere şunu ısrarla belirtiyorum. Siz değişmek istemiyorsanız kimse sizi zorla değiştiremez, ya da siz değişim için gayret göstermiyor ve bunu sizin yerinize yaşam koçlarınız yapsın istiyorsanız bu beyhudedir. Siz içtenlikle, saf bir iyi niyetle bu çalışmaları kabul etmiyorsanız, yapılan tüm spiritüel çalışmalar entelektüel çabanın üstüne çıkamaz, kitapların size katacağı zihinsel tatminden fazlasını size kazandıramazlar.
Her eylem öncesinde şimdi ne yapmalıyım diye anne-babanıza, öğretmeninize, hocanıza veya güvendiğiniz başka kişilere koşmak, birçok seminerde söylediğim hayatının direksiyonunu bir otorite simgesine teslim etmek demektir. O direksiyona geçmedikçe ve kendiniz için iyi-kötü, doğru-yanlış tüm kararların sorumluluğunu tek başınıza almadıkça, yaşam amacınızı keşfedemez, yaşam yolculuğunda başrole geçemezsiniz.
Sizlere yapılan herhangi bir yararlı rehberlik çalışması, ancak siz onu hatırladığınızda, ona en çok ihtiyaç duyduğunuz an doğal olarak kullandığınızda, yani eyleme geçtiğinizde değerini bulur.
Kartal ÖZAL,
PDR ve Davranış Bilimi Uzmanı