Kayıtlar

The Fountain – Kaynak

Resim
Salı akşamları sevgili dostlarla seçilmiş filmleri izliyor ve üzerinde biraz sohbet ediyoruz. Geçtiğimiz sene kader, ölümden sonra yaşam, seçimler ve kuantum evreni, olasılıklar, ilişkiler gibi konularda harika filmler izledik. Aslında bu dönemde şunu fark ettim. Haftalar geçtikçe anlayışımız gelişiyor ve bu da bende yeni film seçme konusunda bir stres yaratıyor. Bu film tam bu arada yeniden karşıma çıktı.
Darren Aronofsky’nin bağımsız sinema da Pi ve Requiem of the Dream’le kazandığı başarının ardından ilk kez büyük bir bütçe ile çektiği “The Fountain – Kaynak”.
Öncelikle şunu söylemeliyim. Film üzerine söylenen her şeyi boş verin. Buna tanıtım yazısı da dahil. Çünkü hemen hiç kimse filmin şifrelerini çözmek için çabalamamış görünüyor. Ben haddim olmadan Aronofsky’nin aklına girmeye çalıştım. Sonuç aşağıda J
“Üç farklı zaman biriminde, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için başından geçen bin yıllık serüveni konu almakta”, deniyor tanıtım yazısında. Aslında temelde Tommy Creo (Hugh J…

Sonsuzluk Ormanı – Bir Araf Hikayesi

Resim
“AOKIGAHARA” Japonya’da Fuji dağını çevreleyen bir orman. Ağaç denizi diye de adlandırılıyor. Her yıl dünyanın her yerinden insanlar bu ormana intihar etmeye geliyorlar. Bazıları vazgeçip dönse de, 100 ün üstünde insan her yıl bu ormanda ölüyor.
“The Sea of Trees - Sonsuzluk Ormanı” filmi hikayeye buradan başlıyor. Filmin erkek oyuncusu karısının beklenmedik ölümünü atlatamayıp ona verdiği sözü tutarak ölmek için mükemmel yer olarak tanımlanan bu ormana geliyor. Ancak bu ormanda ölmeye gelen bir başkasıyla karşılaşıyor. Bu kişiyi “Ken Watanabe” oynamış. Bence çok etkileyici bir performansı var. Filmin büyük bölümü bu iki kişinin ormandan çıkılabilecek yolu aramaya çalışmasıyla geçiyor. Ancak elbette anlatmak istediği şey bu kadar değil.
Öncelikle ilişkilere odaklanıyor. Hep söylerim, biten ilişkilerin sonunda genelde kötü şeyleri hatırlarız. Bu egomuzun acımızı azaltarak bizi hayatta tutma çabasından kaynaklanır. Oysa elbette birçok güzel anıya da sahibizdir. Az getirisi olan bir işte …

Gerçekten affetmek, kendimize verdiğimiz en büyük armağandır.

Resim
Yaşarken karşılaştığımız olayların tekamül sürecimizdeki deneyimler için planlanan, çok ince düşünülmüş ve muhtemelen fikrimizin bile alındığı ilahi planlar olduğunu unutuyoruz. Bunun farkındalığını hatırlamak bile “affetme” eylemini sıradanlaştırabilir. En iyi öğretmenimiz bazen en kızdığımız kişiler değil miydi? Onlar bizi zorluyorlardı, doğru. Ama bütün dertleri, var olan potansiyelimizin hepsini ortaya koyacak cesarete sahip olabilmemizi sağlamaktı sadece. Çünkü yılsonunda karneyi verirken bizimle gurur duyanlarda onlardı. En büyük derslerimiz, bize en çok acı veren olaylardan çıkmıyor mu? En büyük affediş yaşanılanlardan gerekli dersi almaktır, içsel sınırımızı çizmek, kendimize değer vermek, kendimizi sevmek ve özsaygımızı geliştirmektir. Bu farkındalığı bize öğreten kişi ve olaylara teşekkür edebilmek demektir. 

“Gerçekten affetmek, kendimize verdiğimiz en büyük armağandır.”
“Sana affedilmeyecek kadar büyük hata yapan birine akıl sınırlarının bittiği yerden başlayacak ceza vermek…

Fi-Çi-Pi Üzerine Çıkarımlar

Resim
Azra Kohen’in kitaplarını eşim rica ettiğinde almış, ancak pekte dikkatle ele alamamıştım.  Aeden adlı kitabının çıktığını ve farklı bir evrende geçtiğini okuduğumda benimde başlama zamanım geldiğini anladım. Aeden’in ilk 50-60 sayfasından sonra durup, daha fazla ilerlemeden üçlemeyi okumaya karar vermiştim ki, Vodafone sponsorluğunda dizisi çekildi. Önce diziyi izleyip sonra kitapları okumaya karar verdim. 
Dizide Can Manay rolünde Ozan Güven oyunculuğunun zirvesine çıkmış, Mehmet Günsür her zamanki gibi etkileyici, naif ama aynı zamanda ve çekici. Bence kitaptaki kişilere çok uymuşlar. Duru rolünde Serenay’ı pek beğenemedim. Kitaptaki kişi ile hem fiziksel, hem de rol farklılığı var. Merakım beni yeniden kitaplara götürdü. 
Üçlemenin ilk kitabı olan Fi’yi elime alıp okuduğumda ilk 50-60 sayfanın diziyle paralel olduğunu gördüm. Ardından yazarın karakterler hakkında spoiler’ları başladı. Yani karakterlerin ileride neler yapacağı, nelere sahip olacağı, kimleri kaybedip kimlerle yakınlaşac…

Bonding İlişkisi

Resim
Merhaba, Bu hafta regresyon koçluğu grubumuzla yapacağımız Anne Karnı ve Şimdiki Yaşam Regresyonu eğitimi için notlarımı karıştırırken, geçtiğimiz yıllarda ABÇ Dergisinde yayınlanan bir röportajımı sizinle paylaşmadığımı fark ettim. Bence oldukça önemli olan bu konuyu sevgiyle ilginize sunuyorum.
Sn.Kartal Özal, pedagoji eğitimi almış bir davranış bilimi uzmanı olarak, regresyon terapisi ile ilgilendiğinizi ve oldukça ilginç çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Okuyucularımızı da yakından ilgilendiren anne karnı ve çocukluk dönemi travmaları hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Elbette. Bebekler henüz anne karnındayken, hem annenin iç dünyasında, hem de çevrede olanları algılayabilir ve birçok bebek için travma anne karnında “bonding ilişkisi” nin kurulamaması ile başlar.
“Bonding İlişkisi” nedir? Bonding ilişkisi, anne ile çocuk arasındaki temasla kurulan ilişkidir. Döllenme ile başlayan ve anne karnında iken daha da gelişen “birbirine ait olma, bütün olma” duygusudur. Bu duygu bebe…

Melekler Şehri

Resim
Dün “Sinema Salısı”nda sezon finali yaptık. Yanlış hesaplamadıysam tam 26 film izlemişiz, bunların yarısından çoğu seminer tadında geçmiş. Sürekli devam eden 10-12 civarında katılımcımız olmuş, toplamda 50 ye yakın farklı kişiyle anılar biriktirmiş, ruhlarına dokunmuşuz.
Dünkü finalde izlediğimiz “Melekler Şehri” filmi, aşık olduğu kadın için sonsuzluğu terk eden ve düşen bir meleğin hikayesini anlatıyordu.
“Dokunduğum zaman elimi hisseden birini istiyorum” diyordu kadın ve filmin sonuna doğru sevdiği kadını sonsuzluğa yeni uğurlamışken yanındaki meleğe “Mutlaka yapardım. Saçını bir kere koklamak, onu öpmek, elini bir kere tutmak her şeye değerdi. Sonra onsuz yaşamak bile buna değerdi” diyordu adam.  
Hani, Halil Cibran bir şiirinde “Ruhum bana fısıldadı ve güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırdığım insanların, aslında benim gibi olduğunu söyledi. Acıdığım veya imrendiğim insanların, takip ettiğim veya meydan okuduğum insanlardan aslında hiçbir farkım olmadığını söyledi” diyordu ya. Her yaptı…

Dişi Enerjinizi Dengeleyerek Hayatınızı Değiştirin

Resim
Bu hafta Jung’un tipolojileri ile ikili ilişkileri incelememizi sağlayan sade ama etkili bir Fransız filmini izledik “Aramızda Bebek Var”.


İnanıyorum ki, bu dünyanın bütün sorunlarının çözümü, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişki sorunlarından önce, her bir insanın kendi içindeki eril ve dişil dengesinin yakalanmasına bağlı.
Tipolojileri tanımlarken Tanrıça tabiri ile anlatılmak istenen, belli arşetiplerin kadınların duygu dünyalarıyla, düşünce ve davranış şekilleriyle ilgili her şeyi karakterize eden, oldukça karmaşık ve gelişmiş bir bilinç halidir. Aslında bütün insanların, tüm davranışlarının arkasında, onları başlı başına bir tip haline getiren temel bir dinamik vardır. Bu dinamik sosyal olarak gelenle, içten – doğuştan gelenin birleşiminden meydana gelir. Günümüzdeki tüm kadınların ortak davranışlarına, görüş ve ideallerine ilham veren, onlar için bilgi kaynağı oluşturan ruhsal enerji kaynağı bu tipolojilerin bedenlenişidir.
Athena Kadını, bilgelik ve uygarlık tanrıçası tarafınd…